Kamu idarelerinde ve özellikle belediye uygulamalarında bazı işlemlerin zaman zaman yerleşik alışkanlıklarla yürütüldüğü görülmektedir. Bu süreçlerde, bir belediyenin yaptığı uygulamanın başka bir belediye tarafından emsal kabul edilmesi de sık karşılaşılan bir durumdur. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken temel husus şudur: Bir işlemin başka bir idare tarafından yapılmış olması, o işlemi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.
Hukukun temel ilkelerinden biri olan “Sû-i misal emsal olmaz” (Kötü örnek emsal olmaz) sözü, bu noktada önemli bir ölçüdür. Yanlış bir uygulama, başka bir yanlış uygulamaya dayanak olamaz. Hukuka aykırı bir karar, benzer nitelikteki başka işlemleri meşrulaştırmaz. Kamu yönetiminde emsal alınacak şey, yalnızca uygulamanın varlığı değil; o uygulamanın hukuka, usule, kamu yararına ve etik ilkelere uygunluğudur.
Elbette her kamu görevlisinden, her karar alıcıdan veya her uygulayıcıdan hukukçu gibi davranması beklenemez. Ancak hukuki sonuç doğuran işlemlerde uzman görüşüne başvurmak, yalnızca teknik bir tercih değil, aynı zamanda kurumsal sorumluluğun gereğidir. Nasıl ki sağlıkla ilgili bir konuda hekimin bilgisine, teknik bir arızada mühendisin veya ustanın yetkinliğine başvuruluyorsa; hukuki meselelerde de alanın uzmanlarının değerlendirmelerine itibar edilmesi gerekir.
Kamu hizmetinde doğru karar almak, çoğu zaman yalnızca mevzuat metnini okumakla sınırlı değildir. Mevzuatın amacı, yargı kararları, idari teamüller, kamu zararı riski, cezai ve mali sorumluluk ihtimali birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle hukuki konularda verilen görüşlerin yeterli araştırmaya, mesleki birikime ve sorumluluk duygusuna dayanması büyük önem taşır.
Bu noktada, belediyelerin ve diğer kamu idarelerinin özellikle dikkatli davranması gerekir. Bugün sorunsuz gibi görünen, uzun süre uygulanmış veya benzer kurumlarca benimsenmiş bazı işlemler, ileride denetime, yargısal incelemeye ya da idari soruşturmaya konu olabilir. “Başka belediyeler de böyle yapıyor” yaklaşımı, tek başına güvenli bir hukuki dayanak oluşturmaz.
Hukuka uygunluk, yalnızca sonradan bir gerekçe oluşturma çabasıyla sağlanabilecek bir husus değildir. İşlemin başından itibaren usulüne uygun kurulması, yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönünden hukuki zemininin sağlam olması gerekir. Aksi hâlde, iyi niyetle yapılmış işlemler dahi ileride ciddi sorunlara yol açabilir.
Kamu yönetiminde hukuka saygı, aynı zamanda etik bir değerdir. Hukukun etrafından dolanmaya çalışmak, işlem tesis edildikten sonra buna uygun gerekçe aramak veya hukuki sakıncaları görünmez kılmaya çalışmak, kamu hizmeti anlayışıyla bağdaşmaz. Doğru olan, işlemi en baştan hukuka uygun biçimde tasarlamak ve gerektiğinde alternatif hukuki yolları değerlendirmektir.
Şunu da unutmamak gerekir: Hukuk, yalnızca yasak koyan veya işlem yapılmasını engelleyen bir alan değildir. Doğru değerlendirildiğinde, kamu yararını gerçekleştirmek için güvenli ve uygulanabilir çözümler de sunar. Ancak bazı konularda hukuken mümkün olmayan sınırlar varsa, bu sınırların kabul edilmesi gerekir. Çünkü kamu idaresi de, kamu görevlileri de, karar alıcılar da hukukun üstünde değildir.
Bu nedenle belediyeler bakımından en sağlıklı yaklaşım; alışkanlıkla, duyumla veya başka idarelerin uygulamalarına bakarak işlem tesis etmek yerine, her somut olayı kendi şartları içinde değerlendirmek; hukuki dayanağı açık, gerekçesi sağlam ve denetime elverişli kararlar almaktır.
Sonuç olarak, yanlış uygulamaların yaygınlaşması onları doğru hâle getirmez. Bir işlemin birçok yerde yapılmış olması, o işlemin hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Kamu idareleri için asıl güvence, başkalarının ne yaptığı değil; yapılan işlemin hukuka, kamu yararına ve etik ilkelere uygun olup olmadığıdır.
Sû-i misal emsal olmaz. Hukuka aykırı olan, tekrarlandıkça hukuka uygun hâle gelmez.








