Ramazan’ın Ruhu, Belediyelerin Sorumluluğu ve İftar Programları

Halil MEMİŞ | MİARGEM Başkanı

Ramazan ayı, paylaşmanın, dayanışmanın, sabrın ve merhametin yeniden hatırlandığı müstesna bir zaman dilimidir. Bu ayda yapılan her işin, söylenen her sözün ve atılan her adımın sadece görünene değil, aynı zamanda gönüllere de temas etmesi beklenir. Belediyelerimizin ramazan ayında düzenlediği toplu iftar programları da ilk bakışta bu beklentiye uygun, anlamlı ve kıymetli faaliyetler olarak görülebilir. Aynı sofrada buluşmak, aynı duaya amin demek, aynı vakti paylaşmak elbette küçümsenecek bir şey değildir.

Ne var ki meseleye biraz daha yakından bakıldığında, iyi niyetle başlatılan birçok toplu iftar organizasyonunun zaman zaman amacını aşan bir görüntü verdiği de inkâr edilemez. Binlerce, bazen on binlerce kişinin bir araya geldiği bu programlarda, manevi atmosferin yerini çoğu zaman kalabalığın baskısı, yemek dağıtımındaki düzensizlik, izdiham, karmaşa ve telaş alabilmektedir. Böyle olunca da ramazanın sükûneti, iftarın huzuru ve paylaşmanın inceliği zedelenmektedir. Halk arasında söylenen ifade ile, kimi zaman “kaş yaparken göz çıkarılmaktadır.”

Burada temel mesele, belediyelerin ramazan ayında sosyal sorumluluk üstlenmesine itiraz etmek değildir. Aksine belediyeler, kanunen ve vicdanen; yardıma muhtaç, yolda kalmış, aç, açıkta kalmış, barınma sorunu yaşayan, dar gelirli vatandaşlara ulaşması gereken ilk kamu kurumları arasındadır. Yerel yönetim, sadece yol yapan, park düzenleyen, çöp toplayan bir yapı değildir; aynı zamanda yaşadığı şehrin insanına en yakın duran kamu elidir. Bu elin, özellikle ramazan gibi manevi iklimi yüksek zamanlarda daha fazla hissedilmesi son derece doğaldır.

Ancak yardım ile gösteri, dayanışma ile vitrin faaliyeti, ikram ile organizasyon kalabalığı birbirinden ayrılmalıdır. Belediyelerin asli vazifesi, ihtiyacı olanı gerçekten bulmak, yardımın doğru kişiye ulaşmasını sağlamak ve bunu insan onurunu zedelemeden yapmaktır. Çünkü sosyal yardımın esası, ihtiyaç sahibini teşhir etmek değil; onu korumak, kollamak ve mahcup etmemektir. Esasen en makul yöntem de budur: Veren el belli olacak; ama verilen kişi asla deşifre edilmeyecektir. Yardım, alkışa değil duaya talip olmalıdır.

Bu sebeple belediyelerin ramazan ayındaki bütçe, emek ve organizasyon kabiliyetini büyük gösterişli toplu iftarlar yerine, daha hedefli ve daha isabetli sosyal destek modellerine yöneltmesi çok daha yerinde olacaktır. Mahalle bazlı tespitler, sosyal incelemeler, muhtar ve yerel birim iş birlikleri, yaşlı, engelli, kimsesiz, dar gelirli ve gerçekten ihtiyaç sahibi ailelere doğrudan ulaştırılacak destekler, ramazanın ruhuna çok daha uygun bir yol sunmaktadır. Bir sofrada binlerce kişiyi ağırlamak yerine, binlerce evde iftar sevincine vesile olmak daha anlamlı bir kamu hizmetidir.

Bununla birlikte, toplu iftarların bütünüyle gereksiz olduğu da söylenemez. Burada ince bir ayrım yapmak gerekir. Gösterişli, protokol ağırlıklı, büyük kitleleri bir araya getirip manevi derinlikten çok kalabalık üretmeye başlayan organizasyonlar ile gerçek ihtiyaca cevap veren mütevazı iftar imkânları aynı şey değildir. Özellikle iftar saatinde yolda kalmış olanlar, işten çıkıp evine yetişemeyenler, şehir dışından gelmiş yolcular, öğrenciler, kimsesizler ve o anda yemeğe ulaşma imkânı bulunmayan insanlar için belediyelerin kuracağı iftar çadırları son derece gerekli ve yerinde bir hizmettir.

Çünkü böyle bir hizmette amaç kalabalık toplamak değil, mağduriyeti gidermektir. Amaç bir etkinlik düzenlemek değil, bir ihtiyacı karşılamaktır. Otobüs terminali çevresinde, gar yanında, üniversite bölgelerinde, şehir merkezinin belirli noktalarında, hastane yakınlarında kurulacak düzenli, temiz, mütevazı ve erişilebilir iftar çadırları; tam da belediyenin sosyal belediyecilik anlayışına uygun düşer. Burada ne israf vardır ne gösteriş; burada doğrudan doğruya ihtiyaç vardır. Bu yönüyle iftar çadırı, ramazanın ruhuna uygun bir ikram kapısı olabilir.

Aynı şekilde belediyelerin temsil ve ağırlama giderleri de bu çerçevede yeniden değerlendirilmelidir. Kamu kaynağı, kamu yararı için kullanılır. Kamu yararının olduğu yerde ölçü, ihtiyaç ve öncelik dikkate alınmalıdır. Ramazan ayında temsilin en güzeli, uzun protokol masaları değil; garibin kapısını çalmak, öğrencinin halini gözetmek, yolda kalanın sofrasını kurmak ve ihtiyaç sahibinin evine sessizce ulaşmaktır. Ağırlamanın en değerlisi de budur. Çünkü ramazan, gösterişe değil samimiyete değer verir.

Sonuç olarak belediyeler, ramazan ayını büyük kalabalıkların fotoğraf verdiği organizasyonlarla değil; insan onurunu koruyan, ihtiyacı doğru tespit eden, israfı önleyen ve manevi iklimi zedelemeyen bir anlayışla değerlendirmelidir. Toplu iftarlar ancak gerçek bir ihtiyaç varsa, düzen içinde ve amacına uygun biçimde yapılmalıdır. Bunun dışında esas olan, ihtiyaç sahibine ulaşan sosyal destek mekanizmalarını güçlendirmektir. Yolda kalmışa, evine yetişememişe, öğrenciye, kimsesize iftar çadırı kurmak ise bu yaklaşımın hem insani hem de idari bakımdan en doğru örneklerinden biridir.

Ramazan’ın bereketi, en çok da gürültüsüz iyilikte kendini gösterir. Belediyelerimiz için asıl mesele, kalabalık sofralar kurmak değil; sahici ihtiyaçlara sessiz, vakur ve etkili çözümler üretebilmektir.

https://x.com/HalilMemisTR

Paylaş