Millî ve Manevî Günler: Belediyelerin Hafıza, Hassasiyet ve Sadelik Sorumluluğu

Halil MEMİŞ | MİARGEM Başkanı

Millî bayramlarımızı ve dinî bayramlarımızı peş peşe idrak ettiğimiz bu günler, bayramların toplum hayatımızdaki yerini yeniden düşünmek bakımından anlamlı bir vesile sunuyor. Zira bayramlar, yalnızca takvim yapraklarında kırmızıyla işaretlenen günler değildir. Milletlerin hafızasında yer eden sevinçlerin, acıların, fedakârlıkların, duaların, ortak hatıraların ve müşterek değerlerin gün yüzüne çıktığı müstesna zamanlardır. Millî bayramlarımız, istiklal irademizin ve Cumhuriyet tecrübemizin sembol günleri; dinî bayramlarımız ise merhametin, infakın, paylaşmanın, sıla-i rahimin ve kardeşliğin toplumsal zeminde yeniden hatırlandığı manevi iklimlerdir.

Bayramı Kutlamak Değil, İdrak Etmek

Bu sebeple bayram, yalnızca “kutlanan” bir gün değil; aynı zamanda “idrak edilen” bir gündür. Kutlama dış yüzdür; idrak ise ruhudur. Belediyeler bakımından asıl mesele de tam burada başlar: Belediyeler, bayramların toplumsal karşılığını güçlendiren, ortak hafızayı diri tutan, ihtiyaç sahiplerine ulaşan, kamusal mekânı bayramın vakarına uygun biçimde hazırlayan ve bütün bunları yaparken israfa, gösterişe ve ölçüsüzlüğe kaçmayan bir hassasiyetle hareket etmelidir.

Hakkını teslim etmek gerekir ki, ülkemizin dört bir yanında pek çok belediyemiz bu konuda son derece güzel, duyarlı ve örnek çalışmalar yürütmektedir. Millî bayramlarda meydanları, okulları, çocukları ve gençleri ortak hafıza etrafında buluşturan; dinî bayramlarda yaşlılara, ihtiyaç sahiplerine, şehit ailelerine, gazilere ve kimsesiz vatandaşlara ulaşan; mezarlıkları, şehitlikleri, ibadethane çevrelerini ve kamusal alanları bayramın ruhuna uygun şekilde hazırlayan belediye uygulamaları, belediyelerin yalnızca hizmet üreten değil, aynı zamanda toplumsal aidiyeti güçlendiren kurumlar olduğunu göstermektedir. Bu çabalar, kamu hizmetinin insanî ve manevi boyutunu görünür kılması bakımından ayrıca takdire değerdir.

Hukuki Çerçeve ve Tarihî Hafıza

Nitekim hukukumuz da bu günleri sıradan tatil günleri olarak görmemiştir. 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun, 29 Ekim’i Cumhuriyetin ilanı sebebiyle “Ulusal Bayram” olarak kabul etmiş; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı’nı, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı, Ramazan ve Kurban bayramlarını ve 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nü genel tatil günleri arasında düzenlemiştir. Aynı Kanun, ulusal ve resmî bayramlarda yapılacak törenlerin ilgili bakanlıklarca müştereken hazırlanacak yönetmelikle düzenleneceğini de hükme bağlamıştır.

Bu düzenlemeler bize şunu gösterir: Bayramlar, yalnızca bireysel sevinç alanları değil, kamusal düzenin ve toplumsal hafızanın da parçasıdır. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, millet iradesinin kurumsallaştığı tarihî bir eşiktir. 19 Mayıs 1919, Millî Mücadele’nin Samsun’dan başlayan yolculuğunun sembolüdür. 30 Ağustos 1922 ise Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi ile istiklal mücadelesinin zafer ufkuna ulaştığı gündür. Bu tarihî kökler, millî bayramların yalnızca resmî tören başlıkları olmadığını; varlık, hürriyet ve egemenlik şuurunun taşıyıcıları olduğunu ortaya koyar.

Dinî bayramlarımız da aynı şekilde millet hayatının derin damarlarına yaslanır. Bayram kelimesinin Türk kültüründeki kadim kullanımı dahi sevinç, şenlik ve toplu neşe anlam alanıyla ilişkilendirilir. Kâşgarlı Mahmud’un Divânu Lugâti’t-Türk geleneğinde “bayram” kelimesinin toplu sevinç ve şenlik günü anlamıyla anılması, bu kavramın kültürümüzdeki köklü yerini göstermesi bakımından önemlidir. Ramazan ve Kurban bayramları ise yalnızca bireysel ibadetlerin ardından gelen tatil günleri değil; ihtiyaç sahibini gözetmenin, akrabayı ziyaret etmenin, küskünlükleri gidermenin, komşuluk hukukunu canlandırmanın ve toplumsal merhameti büyütmenin vesilesidir.

Belediyelerin Hemşehri Hukuku Bakımından Rolü

Belediyelerin bu günlerdeki rolü, tam da “hemşehri hukuku” kavramıyla birlikte düşünülmelidir. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 13’üncü maddesi, herkesin ikamet ettiği beldenin hemşehrisi olduğunu; hemşehrilerin belediye hizmetlerine katılma, belediye faaliyetleri hakkında bilgilenme ve yardımlardan yararlanma hakkına sahip bulunduğunu belirtir. Aynı madde belediyelere, sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel değerlerin korunması konusunda gerekli çalışmaları yapma görevi de yükler. Bu hüküm, bayram günlerinde belediyelerin yalnızca teknik hizmet sağlayıcısı değil, aynı zamanda belde ölçeğinde ortak aidiyeti güçlendiren bir kurum olduğunu gösterir.

Belediye Kanunu’nun 14’üncü maddesi de mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla kültür, sanat, gençlik, spor, sosyal hizmet ve yardım gibi alanlarda belediyelere görev ve yetki vermektedir. Aynı maddede hizmetlerin vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulacağı; engelli, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanacağı ifade edilmiştir. Bu çerçevede bayram günlerinde belediyenin görevi yalnızca meydan süslemek, afiş asmak veya tören alanı hazırlamak değildir. Belediyenin görevi; yaşlıya ulaşmak, kimsesize dokunmak, şehit ailesini ve gaziyi unutmamak, çocuklara bayramın anlamını anlatmak, gençleri tarihî hafıza ile buluşturmak, engellilerin tören ve etkinliklere erişimini sağlamak, mezarlık ve ibadethane çevrelerini düzenlemek, mahallelerin temizlik ve güvenliğini temin etmek, yani bayramı beldenin bütün hücrelerine yaymaktır.

Sadelik İçinde Vakar

Ancak bütün bunlar yapılırken en önemli ölçü “sadelik içinde vakar” olmalıdır. Çünkü bayramın ruhu, şatafatla değil samimiyetle büyür. İsraf, bir bayramı yüceltmez; aksine bayramın manasını örter. Belediyenin harcaması kamu kaynağıdır; kamu kaynağı ise emanet bilinciyle kullanılmalıdır. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun şekilde kullanılmasını, kötüye kullanımın önlenmesini ve hesap verme sorumluluğunu temel ilke olarak düzenler. Bütçe ilkeleri de kamu hizmetlerinin belirli amaçlara, ödeneklere ve mali disipline uygun yürütülmesini gerektirir.

Bu noktada belediyelerin bayram programları için temel ilke şu olmalıdır: Günün hususiyeti önemsizleştirilmemeli, fakat kamu kaynağı gösterişe dönüştürülmemelidir. Mahiyetle uyumlu tören, anlamlı anma, hedefli sosyal destek, çocuklara ve gençlere yönelik kültürel faaliyet, şehitlik ve mezarlık ziyaretlerinin düzenlenmesi, ihtiyaç sahiplerine insan onurunu zedelemeyen yardımlar yapılması, belde tarihine ilişkin sergiler, konferanslar, dua ve anma programları, gönüllü katılım çalışmaları ve mahalle ölçekli dayanışma organizasyonları bu dengenin örnekleridir.

İçişleri Bakanlığı onayıyla yürürlüğe konulan Belediye Bütçesinden Yapılacak Temsil, Ağırlama ve Tören Giderleri Yönergesi de belediyelerde temsil, ağırlama ve tören giderlerinin hangi ilkelerle yapılacağını düzenlemiş; resmî ve dinî bayramlar ile anma günleri, beldenin kurtuluş günleri, festival ve fuarlar gibi etkinliklerde yapılacak tören giderlerine ilişkin çerçeveyi göstermiştir. Fakat bu tür düzenlemeler, harcama yapılabilecek alanı tarif eder; ölçüsüz harcamaya izin vermez. Harcamanın hukuki dayanağı kadar, kamu yararı, ölçülülük, belgelendirme, bütçe disiplini ve toplumsal hassasiyet boyutu da gözetilmelidir.

Nitekim 2024/7 sayılı Tasarruf Tedbirleri Genelgesi de kamu kurumlarında temsil, tören, ağırlama ve tanıtım giderlerinde tasarruf yaklaşımını öne çıkarmış; zorunlu haller dışında temsil ve ağırlama ödeneklerinin kullanılmamasını, millî bayramlar gibi istisnai haller dışında çeşitli tören, davet, hediye ve benzeri organizasyonlarda kısıtlılığa gidilmesini öngörmüştür. Bu yaklaşım belediyeler için de açık bir uyarıdır: Millî bayram istisnası, sınırsız harcama ruhsatı değil; günün anlamına uygun, makul ve gerekli kutlama imkânıdır. Dinî bayramlarda ise lüks organizasyonlardan ziyade sosyal dayanışma, ziyaret, yardım, temizlik, ulaşım ve erişilebilirlik hizmetleri öne çıkarılmalıdır.

Belediyeler Ne Yapmalı, Neye Dikkat Etmeli?

Belediyelerin bayramlardaki fonksiyonu birkaç ana başlıkta toplanabilir. Birincisi, hafızayı diri tutmak: Millî bayramlarda tarihî olayların anlamını çocuklara, gençlere ve halka doğru bir dille aktarmak; gaziler, şehit aileleri, öğretmenler, öğrenciler, muhtarlar ve sivil toplumla birlikte ortak programlar yapmak.

İkincisi, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek: Dinî bayramlarda yoksul, yaşlı, engelli, kimsesiz ve afetzede vatandaşlara ulaşmak; yardımı reklam malzemesine dönüştürmeden, insan onuruna uygun usullerle gerçekleştirmek.

Üçüncüsü, kamusal mekânı bayramın vakarına hazırlamak: Meydanlar, mezarlıklar, şehitlikler, ibadethane çevreleri, tören alanları, parklar ve ana arterlerde temizlik, bakım, ulaşım ve güvenlik koordinasyonunu sağlamak.

Dördüncüsü, katılımı yaygınlaştırmak: Bayramı yalnızca protokolün değil, bütün belde halkının ortak günü hâline getirmek.

Bunun için pahalı sahnelerden, abartılı ışık gösterilerinden, lüks ikramlardan ve kısa sürede unutulacak gösterişli organizasyonlardan önce şu sorular sorulmalıdır: Bu faaliyet bayramın anlamını güçlendiriyor mu? Kamu yararı açık mı? Harcama zorunlu ve ölçülü mü? Çocuklara, gençlere, yaşlılara, engellilere, dar gelirli vatandaşlara ve şehit-gazi ailelerine gerçekten dokunuyor mu? Toplumsal birlik duygusunu artırıyor mu, yoksa ayrıştırıcı bir dil mi üretiyor? Belediyenin bayram hassasiyeti, işte bu sorulara verdiği cevapta saklıdır.

Birleştirici Dil, Ölçülü Harcama, Sahici Hizmet

Bayram programlarında dil de en az harcama kadar önemlidir. Millî bayramlar partiler üstü bir devlet ve millet hafızasıdır. Dinî bayramlar ise inananların manevi dünyasını merkeze almakla birlikte, toplumsal nezaket ve kardeşlik iklimiyle bütün hemşehrileri kuşatan günlerdir. Bu sebeple belediyenin dili kutuplaştırıcı değil birleştirici; gösterişçi değil samimi; dışlayıcı değil kapsayıcı olmalıdır. Bayrağın, duanın, şehidin, gazinin, çocuğun, yaşlının, komşunun ve ihtiyaç sahibinin olduğu yerde belediye dili daha dikkatli, daha özenli, daha ölçülü olmalıdır.

Sonuç olarak, belediyeler bayramları “organizasyon yapılacak günler” olarak değil, “emanet bilinciyle idrak edilecek ortak hafıza günleri” olarak görmelidir. Millî bayramlarımız bize hürriyeti, egemenliği, Cumhuriyeti ve millet iradesini hatırlatır. Dinî bayramlarımız bize merhameti, paylaşmayı, kardeşliği ve kulluk bilincini hatırlatır. Belediyeye düşen görev, bu hatırlamayı kamusal hayatta görünür kılmak; fakat bunu yaparken kamu kaynağını israf etmemek, bayramın manasını eğlenceye indirgememek, toplumun hassasiyetlerini incitmemek ve her hemşehrinin kendisini bu ortak sevinç ve hürmet ikliminin içinde hissetmesini sağlamaktır.

Çünkü bayramın gerçek ihtişamı, harcanan paranın büyüklüğünde değil; kurulan gönül bağının samimiyetinde, hatırlanan tarihin derinliğinde ve ulaşılan insanın duasındadır.

Paylaş