Halil Memiş | miargem.org.tr
“Kaçak” çoğu zaman tahsilatta değil, tahakkukun kurulduğu ilk adımda başlar ve “kaçak” dediğimiz şey bazen suç değil, süreç arızasıdır.
Belediye gelirlerinde “kaçak” kelimesi ağırdır; kasıt, gizleme ve hile çağrıştırır. Oysa sahada gördüğümüz kayıpların önemli bir kısmı, tek tek mükelleflerin niyetinden ziyade belediyenin kendi süreçlerinin zayıflığından kaynaklanır. Kayıt güncel değilse, mükellef envanteri eksikse, vergiyi doğuran olay sahada görülüp sisteme işlenmiyorsa; ortada “ödenmemiş borç”tan önce “doğmamış veya eksik doğmuş alacak” vardır. Bu nedenle kaçakla mücadele, önce “gelir zincirini” doğru kurma meselesidir.
Tahsil edilemeyen alacak görünür kayıptır; bütçede durur, raporlarda görünür, herkesin dikkatini çeker. Hiç doğmayan alacak ise sessiz kayıptır; fark edilmez, izi zor sürülür, ama toplam etkisi çoğu zaman daha ağırdır. Çünkü sessiz kayıp, daha işin başında “gelir kapasitesini” budar. Bu yüzden gelir yönetiminde asıl soru “niçin ödenmedi?” değil, daha geriden başlar: “Bu alacak doğru şekilde doğdu mu?”
Hukuki çerçeve net: vergi ve harç toplamak görev alanıdır
Belediyelerin vergi ve harç gelirleri, kanunlarla çizilmiş bir görev alanıdır. Vergi ve harçların türleri, nasıl doğacağı, nasıl tahakkuk ettirileceği ve nasıl tahsil edileceği belirli bir düzen içinde tarif edilmiştir. Tahsil aşamasında cebrî takip imkânları vardır; tarh–tahakkuk–tahsil süreçlerinin zamanında ve eksiksiz yürütülmesi ise açık bir sorumluluk alanıdır. Belediye başkanının gelir ve alacakları takip ve tahsil görevi de bu çerçevenin merkezinde durur.
Bu tablo, şunu ifade eder: Gelirler “olursa olur” değildir. Gelir yönetimi, belediyenin yürütmesi gereken bir kamu görevidir. Bu kamu görevi, tek bir vezne penceresiyle değil; tespitten envantere, mükellefiyetten tahakkuka, tebligattan tahsile, takipten zamanaşımı yönetimine uzanan bir süreçle yerine getirilir.
“Kaçak” en çok üç noktada başlar
Birinci nokta envanterdir. İlan ve reklam vergisinde kaçak, çoğu kez tabelanın orada olmasına rağmen sistemde olmamasıyla başlar; belediye sahayı görmüyorsa vergi de doğmaz. Aynı şey işyeri ruhsat harcı ve benzeri ruhsata bağlı gelirlerde de yaşanır: ruhsatsız faaliyet gösteren bir işletme, sadece düzenleme/denetim açısından değil, gelir zinciri açısından da “kayıt dışı” bir alan üretir. İşyerinin faaliyeti, büyüklüğü, sınıfı, açık alan kullanımı gibi bilgiler envanterde yoksa; mükellefiyet ya hiç kurulmaz ya da eksik kurulur. Görünmeyen unsurun mükellefiyeti kurulmaz; mükellefiyet kurulmazsa tahakkuk doğmaz.
İkinci nokta kayıt güncelliğidir. Emlak vergisinde taşınmazın fiilî durumu ile sistemdeki kayıtların eşleşmemesi—kullanım türü değişikliği, bağımsız bölüm artışı, nitelik değişimi—matrahın eksik kurulmasına yol açabilir. Benzer güncellik sorunu işyerlerinde de daha sık karşımıza çıkar: işletme el değiştirir, faaliyet konusu değişir, metrekare büyür, tabela yenilenir, açık alan işgali başlar; ama belediyenin kaydı aynı kalır. Çevre temizlik vergisinin işyerleri kısmında, ilan–reklam vergisinde, işgal harcında ya da ruhsat harcı bağlantılı gelirlerde “fiilî durum” hızla değiştiği için güncellenmeyen kayıt, doğrudan eksik tahakkuka dönüşür. Burada mesele tahsilattan önceki aşamadır: belediye doğru veriyi zamanında görmüyorsa, doğru borcu da üretemez.
Üçüncü nokta uygulama birliğidir. İstisna ve muafiyetlerin geniş yorumlanması, tereddüt halinde “hiç tahakkuk etmemek” refleksi ya da benzer durumlara farklı yaklaşım, gelir tabanını daraltır. Bu sorun sadece vergi tarafında değil, harç ve ücretlerde de kendini gösterir: bir yerde ruhsat harcı eksiksiz uygulanırken başka bir yerde “işi kolaylaştıralım” gerekçesiyle ertelenmesi; bir işgal alanında bedelin tam alınması, benzerinde “göz yumulması”; bazı işletmelere ilan–reklam yükümlülüğü hatırlatılırken bazılarının hiç gündeme gelmemesi… Sonuçta sadece mali kayıp değil, adalet algısı kaybı doğar. “Aynı şartlarda biri ödüyor, diğeri ödemiyor” duygusu yayıldığında, gönüllü uyum da düşer ve takip maliyeti yükselir.
Envanter yoksa mükellefiyet kurulmaz; mükellefiyet kurulmazsa tahakkuk doğmaz.
Tahsilat zafiyeti mi? Evet, ama önce “doğru tahakkuk”
Tahsilat elbette kritik. Ancak tahsilatı güçlendirmeye dönük her hamle, sağlam bir tahakkuk temeline dayanmazsa tartışmalı sonuçlar üretir. Hatalı tahakkuk, itiraz ve dava riskini artırır; süreç uzar; zaman aşımı riski büyür. Cebrî takip araçları önemlidir; fakat bu araçlar “yanlış borcu” doğru yapmaz. Bu yüzden güçlü tahsilat, önce “doğru, tam ve izlenebilir tahakkuk” ister.
Bu noktayı bir cümleyle özetlemek mümkün: Tahsilat, tahakkukun üzerine kurulur; tahakkuk zayıfsa tahsilat sertliği sonuç vermez.
Bu noktada çözüm, kişilere bağlı kısa kampanyalar değil; sistemi kalıcı biçimde güçlendiren bir süreç kurgusudur.
İlk hamle, gelir envanterini canlı tutmaktır. Taşınmaz, işyeri, tabela/pano ve işgalli alan gibi gelir doğuran unsurlar tekil bir envanterde toplanıp düzenli güncellenmedikçe tahakkuk kaybı kaçınılmazdır; saha tespiti veriye doğrudan akmalıdır.
İkinci hamle, birimler arası entegrasyondur. Ruhsat, imar, zabıta, emlak, gelir ve muhasebe aynı mükellef kaydında buluşmadığında doğru tahakkuk tesadüfe kalır; küçük otomasyonlar bile (ruhsat→mükellefiyet, ruhsat→harç tetikleme gibi) ciddi fark yaratır.
Üçüncü hamle, tahsilatta kolaylaştırma ile öngörülebilir takibi birlikte yürütmektir. Hatırlatma ve online ödeme gönüllü uyumu artırır; vade geçince takip devreye girmezse “ödemeyen için ödül” algısı oluşur. Takip adımları bu nedenle belli, eşit ve öngörülebilir olmalıdır.
Dördüncü hamle, alacak yaşlandırma ve zamanaşımı kontrolüdür. Aylık yaşlandırma raporu ve zamanaşımına yaklaşan dosyalar için hızlandırılmış takip akışı, sessiz kayıpları görünür kılar.
Beşinci hamle, hukuki kapsam kontrolüdür. Özellikle işgal harcı–ecrimisil gibi hata riski yüksek alanlarda tahakkuk öncesi kısa kontrol listeleri ve standart hukuki değerlendirme, iptal/iade riskini düşürür.
Bütün bunların üstünde iç kontrol “sigorta”dır: elektronik tahsilat, makbuz–mutabakat düzeni, görevler ayrılığı ve işlem izlerinin denetimi güçlendikçe hem gelir kaybı azalır hem de denetim kaygısı doğal olarak düşer.
Sonuç: “Saha gerçeği + veri + hukuk” birleşmeden kaçak daralmaz
Belediye vergi ve harçlarında kaçakla mücadele, bir tahsilat kampanyası değil; bir kurumsal kapasite işidir. Saha tespiti veriyle buluşacak, veri hukuka uygun tahakkukla alacağa dönüşecek, tahsilat da kolaylaştırıcı yöntemlerle desteklenecek. Takip ve cebrî tahsil, en son ve ölçülü aşama olarak, doğru dosyada işletilecektir. Bu üçlü kurulmadığında, kaçak hem mali kayıp hem de adalet algısı kaybı üretmeye devam eder.

Belediyede “kaçak”ı azaltmanın en kestirme yolu tahsilatı sertleştirmek değil; envanteri tamamlamak, kaydı güncellemek, tahakkuku doğru kurmaktır. Tahsilat, ancak bu temelin üstüne kurulduğunda sonuç verir.
Tahakkuk–tahsilat zinciri, zamanaşımı yönetimi, takip ve cebrî tahsil, envanter ve veri entegrasyonu, iç kontrol ve hukuki kapsam kontrolü konularında mevzuattakip.com.tr adresinde Mevzuat Takip Sistemi aboneleri için yayınlanan makalemden detaylı bir şekilde okuyabilirsiniz. Makaleme erişmek için tıklayınız.



