Belediyelerde Denetim Komisyonu: Güçlü Bir Mekanizma, Dar Bir Yetki Hattı

Denetim Komisyonu, belediye pratiğinde en sık “yanlış yere oturtulan” araçlardan biridir. Bir kesim onu siyasi hesaplaşmanın vitrini, bir kesim adli sürecin ön odası, bir kesim de “her yıl yapılıyor” diye sürdürülen zorunlu bir ritüel gibi görür. Oysa denetim komisyonu, belediye meclisinin belediyenin bir önceki yıl gelir–gider akışını ve buna bağlı kayıt–işlem düzenini, kurumsal hafızayı besleyecek şekilde sistematik biçimde gözden geçirmesi için tasarlanmış bir meclis içi denetim düzenidir.

Bu mekanizma güçlüdür; çünkü meclise “soru sorma”dan daha ileri, belgeye dayalı bir inceleme imkânı verir. Ancak aynı mekanizma, sınırları belirsizleştirildiğinde kısa sürede yönetim krizine ve kurumsal yıpranmaya dönüşebilir. Denetim komisyonunun değeri, sesin yükselmesinde değil; doğru sorunun doğru kayda bağlanmasında ve bulgunun hukuki çerçevesiyle birlikte raporlanmasındadır.

Hukuki omurgayı kurmak için ilk bakılacak yer 5393 sayılı Belediye Kanunu’dur. Denetim komisyonu her yıl Ocak ayında belediye meclisince oluşturulur; komisyonun odağı da belediyenin geçen yıla ait mali işlemleridir. Bu tasarımın iki temel sonucu vardır: Denetim, “güncel icra”ya müdahale değildir; denetim, geçmiş yılın hesap ve işlem izini takip etmektir. Dolayısıyla komisyonun gündemi, doğru kurgulanırsa “kişiler” etrafında değil “işlemler” etrafında kurulur.

Denetim komisyonunu asıl sıkıntıya sokan nokta, kendisine atfedilen “yürütme gücü”dür. Komisyon, bir icra organı değildir; talimat vermez, süreç yönetmez, ödeme durdurmaz, ihale iptal etmez, personel hakkında doğrudan işlem tesis etmez. Ancak bir husus kanunilik testinden geçmiyorsa, komisyon bunu tespit eder, gerekçelendirir ve raporuna yazar; yaptırım doğuracak idari veya adli yollar ise kendi usulüne tabidir. Bu ayrım ihmal edildiğinde, denetim “rapor üretme” olmaktan çıkıp “idareyi yönetme” iddiasına dönüşür ki hukuken isabetli değildir.

Denetim komisyonu “soruşturma” da yapmaz. Uygulamada zaman zaman komisyonun, mahkeme gibi hüküm kurması veya savcı gibi ifadeye çağırması beklenir. Ancak suç şüphesi doğuran bir husus varsa, bu tespitin raporda yer alması ve sürecin yetkili mercilere taşınması gerekir; ayrıca kamu görevlileri açısından soruşturma usulü ve izin mekanizmaları (örneğin 4483 sayılı Kanun çerçevesi) devreye girebilir. Bu nedenle komisyonun rolü, delil toplayıp hüküm vermek değil; belgeli bulguyu ayrıştırıp doğru kanala yönlendirecek raporlama disiplinini kurmaktır.

Bu çerçeveyi pratikte işler kılan iki kritik unsur vardır: bilgi-belge akışı ve mali yönetim disiplini. Komisyonun belediye birimlerinden bilgi-belge istemesi, denetimin doğası gereğidir; idare de bu talebi kurumu kilitlemeden, ama geciktirmeden karşılamak zorundadır. Diğer taraftan 5018 sayılı Kanun’un yerleştirmeye çalıştığı iç kontrol ve hesap verebilirlik mantığı ile 4734 sayılı Kanun’un ihale disiplinine ilişkin kuralları, komisyonun “hangi kayıt üzerinden neyi test edeceği” sorusuna zemin sağlar. Bu nedenle iyi komisyonlar, genel kanaat cümlelerinden çok; ödeme emri–ihale işlem dosyası–hakediş–taşınır/taşınmaz kayıtları–tahsilat evrakı hattında yürür.

Birinci risk, yetki hattının aşılması ve denetimin “kamuoyu üzerinden” yürütülmeye çalışılmasıdır. Komisyon, denetimi sürdürürken yürütme işlemlerine yön vermeye kalktığında veya devam eden süreçleri durdurma refleksi gösterdiğinde, denetim amacını kaybeder. Ancak bunun daha kritik bir uzantısı vardır: Komisyon çalışmalarından dışarı bilgi sızdırılması, denetlenen belge ve işlemlerin sosyal medya ya da diğer yayın organlarında parça parça paylaşılması, hem kişisel veriler hem ticari sırlar hem de kurum güvenliği bakımından ciddi sakınca doğurabilir. Üstelik bu tür paylaşımlar, henüz doğrulanmamış iddiaların “kesinleşmiş sonuç” gibi sunulmasına yol açarak kurum itibarını ve süreçlerin sağlığını zedeleyebilir. Bu nedenle denetimin dili; emir ve teşhir dili değil, bulgu–mevzuat–risk–öneri dilidir; dolayısıyla iletişim ve açıklama hattı da raporun kurumsal usulü içinde kalmalıdır.

İkinci risk, zaman ve raporlama disiplininin bozulmasıdır. Denetim komisyonu yılın başında kurulur ve çalışmasını belirli bir süre içinde tamamlamak zorundadır; süre uzadıkça denetim “anlık gerilimlere” teslim olur ve rapor, takvim dışına taşar. Bu nedenle komisyonun daha ilk haftada bir çalışma planı kurması; hangi birimlerden hangi setlerin ne zaman alınacağını, hangi kalemlere odaklanılacağını, rapor taslağının hangi tarihte oluşacağını netleştirmesi gerekir. Aksi halde rapor “geç gelen, eksik gelen ve takip edilmeyen” bir metne dönüşür; bu itibarla denetimin caydırıcılığı ve öğretici etkisi zayıflar.

Üçüncü risk, belediye şirketleri üzerinden doğar. Belediyenin sermaye ilişkisi bulunduğu şirketler özel hukuk tüzel kişiliği niteliği taşıdığı için, komisyonun bu yapılara doğrudan “belediye birimi” gibi erişmesi uygulamada tartışma üretir. Ancak şirketlere hiç bakmamak da mali resmin bir kısmını karanlıkta bırakır. Dolayısıyla sağlıklı yaklaşım, belediye bütçesinden şirkete giden kaynakları ve belediyenin şirketle kurduğu işlem ilişkilerini belediye kayıtları üzerinden izlemek; şirketin iç evrakına erişim ihtiyacını ise mevzuata uygun kanallarla, kurumsal iş birliği zemininde ele almaktır. Ancak meclis üyelerinin şirket yönetimlerinde görev alması gibi durumlar da denetimin tarafsızlığına ilişkin algı riskini büyütebilir; bu nedenle etik hassasiyet yüksek tutulmalıdır.

Bu çerçevede denetim komisyonu, belediye başkanını “sıkıştırma” aracı da değildir, meclisin “gösteri” alanı da değildir; doğru işletildiğinde, yönetimi güçlendiren bir erken uyarı mekanizmasıdır. Kanaatimizce en pratik yol; komisyonun başlangıçta kapsamı yazılı olarak netleştirmesi, tüm talepleri kayıt altına alması, bulguyu yorumdan ayırması, raporu somut belgeye dayandırması ve rapor sonrasında da düzeltici adımların takibini kurumsal bir ajandaya bağlamasıdır. Bu nedenle denetimin başarısı sertlikte değil; sınırı bilen, usulü koruyan ve çözüm üreten bir raporlama disiplininde aranmalıdır.

Bu konuda daha teknik, hukuki ve usule ilişkin ayrıntıları; denetim komisyonunun kuruluş ve çalışma takvimini, bilgi-belge isteme yetkisinin sınırlarını, raporun niteliğini ve meclise sunum usulünü, suç şüphesi halinde izlenecek kanuni yolu (bildirim/suç duyurusu ve ilgili izin süreçleri dâhil), belediye şirketleri bakımından denetim alanının nerede başlayıp nerede bittiğini ve uygulamada sık görülen risk başlıklarını sistematik biçimde ele aldığımız, mevzuat–içtihat–uygulama eksenli değerlendirmeler içeren “Belediyelerde Denetim Komisyonları: Görevleri ve Yetki Sınırları” başlıklı yazımızda erişebilirsiniz.

Ayrıca, Belediye Denetim Komisyonları İçin Rapor Standardı Rehberi‘ne de erişebilirsiniz.

Paylaş