Belediyecilikte Multidisipliner Gerçeklik ve Kurumsal Kapasite Açığı

Halil MEMİŞ

Belediyeler; imar ve şehircilikten mali yönetime, insan kaynaklarından ihalelere, taşınmaz yönetiminden sosyal hizmetlere, çevreden denetime ve dijitalleşmeye kadar uzanan geniş bir görev alanı içinde faaliyet göstermektedir. Bu görev çeşitliliği, belediyeleri doğası gereği multidisipliner kurumlar hâline getirmektedir. Modern kamu yönetimi literatürü de yerel yönetimleri yalnızca hizmet sunan idari birimler olarak değil; hukuki, mali, teknik ve sosyal boyutları eş zamanlı yöneten karmaşık yapılar olarak tanımlamaktadır.

Bu çok boyutlu yapı, belediyeleri aynı zamanda çok aktörlü ve çok düzeyli yönetişim ağlarının merkezine yerleştirir. Merkezi idare, denetim kurumları, yargı mercileri, sivil toplum ve vatandaşla kurulan eş zamanlı ilişki; belediyeciliği klasik idare anlayışının ötesine taşıyan bir işleyiş doğurmaktadır.

Kurumsal Kapasite Sorununun Yapısal Niteliği

Ne var ki bu multidisipliner gerçeklik, çoğu zaman göz ardı edilen başka bir temel sorunu da beraberinde getirir: Her alanda eş zamanlı derinlik sağlayacak donanımda, nitelikte ve nicelikte bir kadronun belediye bünyesinde sürekli olarak bulunması pratikte mümkün değildir. Kurumsal kapasite literatürü, uzmanlaşmanın yalnızca personel sayısıyla değil; bilgi derinliği, deneyim aktarımı, kurumsal hafıza ve disiplinler arası koordinasyon yoluyla inşa edilebildiğini ortaya koymaktadır.

Belediyelerde ise bu unsurlar çoğu zaman kişiye bağlı, parçalı ve sürekliliği zayıf bir yapı sergilemektedir. Özellikle teknik mevzuat alanlarında uzmanlığın birkaç personele yoğunlaşması; bu kişilerin yer değiştirmesi veya görevden ayrılması hâlinde kurumsal boşluklar doğurmakta, süreçlerin standardı ve karar kalitesi zarar görebilmektedir.

Mevzuat Yoğunluğu ve Denetim Baskısı Altında Belediyeler

Mevzuatın sık değiştiği, denetim mekanizmalarının giderek daha teknik hâle geldiği ve idari sorumluluğun kişisel risklere dönüştüğü bir zeminde; kurumsal kapasite ile beklenti arasındaki makas, belediyeler açısından ciddi yönetimsel kırılganlıklar üretmektedir. Özellikle mali yönetim, ihale süreçleri, personel rejimi ve taşınmaz işlemleri gibi alanlarda yapılan hatalar; yalnızca idari aksaklıklara değil, aynı zamanda hukuki ve cezai sorumluluklara da yol açabilmektedir.

Bu baskı altında yerel yöneticilerin karar alma süreçlerinde iki uç eğilim ortaya çıkabilmektedir: Ya aşırı temkinli davranarak karar süreçlerini yavaşlatmak ya da mevzuatın sınırları yeterince analiz edilmeden hareket ederek riskleri büyütmek. Her iki yaklaşım da çoğu zaman kurumsal riski azaltmak yerine artıran sonuçlar doğurabilmektedir.

Sorunun Kaynağı: Niyet Eksikliği Değil, Uzmanlık ve Kurumsal Kapasite Açığı

Bu noktada sorun çoğu zaman “niyet” ya da “gayret” eksikliği değildir. Belediyelerde asıl problem; bilgi üretiminin ve uygulama bilgisinin kurumsallaşamaması nedeniyle uzmanlığın dağınık, bilginin parçalı ve uygulamanın çoğu kez kişiye bağlı yürütülmesidir. Dolayısıyla mesele, “kurumda uzman yok” gibi tek boyutlu bir eksiklikten ziyade; uzmanlığın derinleşmesini ve kurum içinde yeniden üretilebilmesini sağlayacak mekanizmaların (kurumsal hafıza, standart süreçler, disiplinler arası eşgüdüm, güncel mevzuat takibi, izleme–ölçme altyapısı) yeterince kurulamamasıyla ilgilidir.

Kurumsal kapasite açığı; plansızlık, iç kontrol mekanizmalarının zayıflığı ve görev tanımlarındaki belirsizliklerle birleştiğinde, belediyelerde yapısal bir risk alanı üretmektedir. Özellikle ihale, taşınmaz, personel ve mali işlemler gibi mevzuat yoğunluğu yüksek alanlarda, birkaç kişinin üzerinde biriken uzmanlık bilgisi kurumsal bir sisteme dönüşmediğinde; görev değişiklikleri, tayinler veya ayrılıklar doğrudan “boşluk” oluşturmakta, hata ihtimali artmakta ve karar süreçlerinde tıkanmalar yaşanabilmektedir.

Kamu yönetimi literatüründe bu durum; kurumsal aşırı yüklenme (çok sayıda ve farklı nitelikte görevin aynı yapı içine yığılması), rol karmaşası (yetki–sorumluluk–iş akışı sınırlarının net olmaması) ve örgütsel sınırların bulanıklaşması (birimler arası koordinasyonun kişisel ilişkilerle yürütülmesi) kavramlarıyla açıklanmaktadır. Belediyeler, sahip oldukları yetki ve sorumluluk hacmi karşısında organizasyonel olarak zorlandıkça; bu zorluk zamanla karar kalitesini düşüren, denetim bulgularını artıran ve kişisel sorumluluk riskini yükselten bir kırılganlığa dönüşebilmektedir.

Bütüncül Bir Yaklaşım İhtiyacı

Bu nedenle belediyelerin ihtiyacı olan şey; tekil danışmanlıklar, geçici çözümler ya da yalnızca mevzuat hatırlatmaları değildir. İhtiyaç duyulan esas unsur, bütüncül bir akıl ve yöntemdir. Kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi; dışarıdan bilgi transferi kadar, bu bilginin kurum içinde anlamlı, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasını da gerektirir.

MİARGEM Modeli ve Kurumsal Kapasitenin Güçlendirilmesi

MİARGEM olarak yürüttüğümüz çalışmalar; belediyelerin kendi kadrolarını ikame etmeyi değil, kurumsal kapasiteyi kalıcı biçimde güçlendirmeyi hedefleyen bütüncül bir modele dayanır. Süreç; mevcut durum analizi ile başlar, ardından mevzuat uyum taraması, organizasyon ve görev tanımlarının değerlendirilmesi, süreçlerin haritalanması ve risk–denetim odaklı iyileştirme alanlarının tespiti adımlarıyla ilerler. Gerektiğinde bu teknik çerçeve; vatandaş memnuniyeti ölçümleri, paydaş görüşleri ve hizmet etkisi analizleriyle desteklenerek, belediyenin sahadaki performansı ve algısı da karar mimarisine dâhil edilir.

Bu yaklaşım, klasik danışmanlıktan farklı olarak; geçici çözümler üretmek yerine belediyenin kendi öğrenme kapasitesini, uygulama reflekslerini ve sürdürülebilir iyileştirme mekanizmalarını güçlendirmeyi amaçlayan bir iş birliği modeli sunar.

Multidisipliner Yapının Avantaja Dönüşmesi

Bu bütüncül yaklaşım sayesinde belediyeciliğin çok disiplinli doğası bir zafiyet alanı olmaktan çıkar. Doğru rehberlik, doğru zamanlama ve sahaya dayalı çözüm üretimiyle bu çok boyutlu yapı, kurumsal bir avantaja dönüştürülebilir. Amaç; belediyelerin günlük iş yükü içinde kaybolmadan, karar alma süreçlerini sadeleştiren, uygulamada öngörülebilirlik sağlayan ve denetlenebilirliği güçlendiren bir yönetim mimarisi kurmaktır.

Sonuç Yerine

Bugün belediyecilik, yalnızca hizmet üretme meselesi değildir. Aynı zamanda hukuki, mali ve idari riskleri birlikte yönetme becerisidir. Bu beceri; tesadüfle değil, sistematik düşünce, disiplinler arası bakış ve kurumsal öğrenme ile inşa edilir. MİARGEM’in sahadaki yaklaşımı ve birikimi, bu ihtiyacın doğal bir sonucudur.

Paylaş