TBB İş Birliği ile Düzenlenen 7. Ulusal Yerel Yönetimler Sempozyumu Özel Oturumlarla Devam Etti

TBB İş Birliği ile Düzenlenen 7. Ulusal Yerel Yönetimler Sempozyumu Özel Oturumlarla Devam Etti

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Ernst Reuter İskan ve Şehircilik Uygulama ve Araştırma Merkezi iş birliğiyle düzenlenen Yedinci Ulusal Yerel Yönetimler Sempozyumu açılış programının ardından özel oturumlar başladı. Sempozyum 11-12 Aralık tarihlerinde Ankara Üniversitesinde devam edecek.

 TBB İş Birliği ile Düzenlenen 7. Ulusal Yerel Yönetimler Sempozyumu Özel Oturumlarla Devam Etti

“Demokratik Belediyecilik” başlıklı Ankara Üniversitesinden Prof. Dr. Ayşegül Mengi’nin oturum başkanı olduğu özel oturumda; Bilkent Üniversitesinden Prof. Dr. Bülent Batuman, Orta Doğu Teknik Üniversitesinden Prof. Dr. Mustafa Kemal Bayırdağ, Hacettepe Üniversitesinden Prof. Dr. Uğur Ömürgönülşen ve Hacı Bayram Veli Üniversitesinden Prof. Dr. Kemal Görmez yer aldı.

Prof. Dr. Görmez: “Yerel Özerklik Sınırlı Kalıyor”

Prof. Dr. Kemal Görmez, konuşmasında belediyelerin yapısını ve yerel yönetimlerin demokrasi açısından önemini vurguladı. Belediyelerin, özünde demokratik ve özerk yapılar olduğunu kaydeden Görmez,  “İşleyişleri itibarıyla bir sivil toplum kuruluşunu andırırlar ve bu özellikleri sayesinde merkezi idarenin otoriterleşmesine karşı denge görevi görürler. Kamu hizmetleri aynı zamanda bir egemenlik alanı oluşturur; hizmeti sunan aktör bu egemenliği kullanmış olur. Ancak bu egemenlik, yasama ve yargı üzerinde despotik bir şekilde kullanılma riskini de taşır. Bu nedenle yerel yönetimler, demokrasinin en önemli güvencelerinden ve temel kurumlarından biridir.” dedi.

“Yerel yönetimler nasıl olmalıdır?” sorusuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Görmez, yerel yönetimlerde görev dağılımının kurumların özüne uygun biçimde yapılması gerektiğini, yerel hizmetlere ilişkin tüm ihtiyaçların yerel yönetimlerce karşılanmasının esas olduğunu belirtti. Türkiye’de yerel yönetimlerin hizmet alanı yüzde 25’in üzerine çıkamadığına dikkati çeken Görmez, “Oysa İngiltere ve ABD gibi ülkelerde belediyelerin, bazı durumlarda yargısal yetkiler dâhil olmak üzere çok geniş yetkilere sahip oldukları görülmektedir. Türkiye’de ise sokak adını belirleme yetkisinin bile mülki idare amirine verilmiş olması, yerel özerkliğin sınırlı kaldığını göstermektedir.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Ömürgönülşen: “Sistem İki Başlı Bir Yapıya Dönüştü”

Prof. Dr. Uğur Ömürgönülşen, konuşmasında Türkiye’de belediyeciliğin tarihsel gelişimini geçmişten günümüze özetledi. Türkiye’nin 170 yıllık bir belediyecilik geçmişi olduğunu belirten Ömürgönülşen, belediyecilik kavramının ortaya çıktığı ilk dönemlerde belediyelerin daha çok merkezi idarenin bir uzantısı olarak görüldüğünü ifade etti.

Belediyecilik alanında kanunlaştırma sürecinin tarihine değinen Ömürgönülşen, “1930’lu yıllarda kanunlaştırma süreci başlamış; 1960’lı yıllara kadar ise belediyecilik anlayışı büyük ölçüde merkezi hükümetin kontrolü altında yürütülmüştür. 1963 yılında belediye başkanlarının seçimle göreve gelmesi, sistemde önemli bir kırılma noktası oluşturmuştur. 1970’li yıllarda demokratik belediyecilik düşüncesi ön plana çıkmış, halkın yönetime katılımı önemsenmeye başlanmıştır.” dedi.

2000’li yıllara gelindiğinde sosyal yardım belediyeciliği ile hizmet belediyeciliğini birleştirerek yeni bir yaklaşım geliştirdiğini belirten Ömürgönülşen, bu dönemin özellikle 2010’lara kadar demokratik belediyeciliğin güçlenmesine katkı sunduğunu kaydetti. Ancak 2012 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına yerel yönetimlerle ilgili birçok yetkinin İçişleri Bakanlığından devredilmesiyle sistemin iki başlı bir yapıya dönüştüğünü vurguladı.

Prof. Dr. Bayırdağ: “Belediyeler, Vatandaşın Hareketliliğini ve Yönelimlerini Takip Etmeli”

Demokratik belediyeciliğin anlaşılması ve geliştirilmesinde toplumsal taleplerin ve iradenin belediyeye nasıl aktarıldığının iki temel unsur olduğunu bildiren Prof. Dr. Mustafa Kemal Bayırbağ, “Belediyenin yalnızca sorunlarını çözmekle yükümlü olduğu kamu ile “tanışık” olması yeterli değildir; kamuya dair derin bir bilgiye sahip olması gerekir. Çünkü tanışıklık, kısa vadeli ve parçalı çözümler üretir. Buna karşın kapsayıcılık ve hakçılık ilkeleri, sorunların niteliğine uygun, uzun vadeli ve kapsamlı bir çözüm yaklaşımını zorunlu kılar.” diye konuştu.

Katılımcılık bağlamında hiçbir vatandaşın pasif olmadığını belirten Prof. Dr. Mustafa Kemal Bayırbağ, “İnsanlar yaşamlarını sürdürmek için sürekli çaba harcar. Vatandaş bir sorun yaşadığında önce belediyeye başvurur; çözüm bulamazsa merkezi yönetime gider; orada da sonuç alamazsa enformel veya yasadışı yapılara yönelme riski doğar. Bu durum, belediyelerin sivil toplum alanına ve piyasa alanına aktif biçimde dâhil olmasının önemini göstermektedir. Belediyeler, vatandaşın hareketliliğini ve yönelimlerini takip ederek hangi alanlarda müdahale etmesi gerektiğini belirlemelidir.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Batuman: “Kamusal Alanın Nasıl Kavrandığı Demokratikleşme Açısından Belirleyicidir”

Prof. Dr. Bülent Batuman ise kamusal alanın nasıl kavrandığının demokratikleşme açısından belirleyici olduğunu vurguladı. Belediyelerin mekânsal bir yapıya sahip olmasına rağmen aynı zamanda kurumsal olduklarının altını çizen Batuman, bu nedenle merkezi iktidarın müdahalesinden uzak tutulmaları gerektiğini kaydetti.  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun görevden uzaklaştırılması girişimine halkın gösterdiği güçlü tepkiyi önemli bir örnek olarak sunan Batuman, 1970’lerde demokrasi fikrinin daha çok merkezi idarenin etkisi altında şekillendiğini, ancak özellikle 2008 sonrasında popülizm tartışmalarının demokratikleşme bağlamında öne çıktığını söyledi. Batuman, bu sürecin, daha sonra sol popülizm tartışmalarını da gündeme taşıdığına işaret ederek,  19 Mart sürecinin, yerel yönetimlerin demokrasi talebini somutlaştırma çabasının bir yansıması olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

“Sosyal Belediyecilik” Oturumu

“Sosyal Belediyecilik” özel oturumunun başkanlığını Ankara Üniversitesinden Prof. Dr. Tayfun Çınar üstlendi. Süleyman Demirel Üniversitesinden Prof. Dr. Hüseyin Gül, İtalya Benevento Sannio Üniversitesinden Prof. Dr. Biagio Simonetti, Ankara Üniversitesinden Prof. Dr. Sonay Bayramoğlu Özuğurlu ve Hacettepe Üniversitesinden Dr. Aynur Demirli konuşmacı olarak yer aldı.

Simonetti İtalya’nın Yerel Yönetim Yapısını Anlattı

İtalya’nın Campania bölgesindeki Napoli ilinde bulunan Ottaviano beldesinin belediye başkanlığı görevini de yürütmüş olan Prof. Dr. Simonetti, bölgede yaşanan problemleri ve İtalya’nın yerel yönetim yapısını anlattı. İtalya’da toplam belediye sayısının 7 bin 904 ve Ottaviano beldesinin nüfusunun da 24 bin olduğunu belirten Simonetti, nüfus azalması ve demografik düşüşün de söz konusu olduğunu belirtti. Ayrıca Simonetti,  Yerel Eylem Grubu (YÖG) olarak kurulmuş, kar amacı gütmeyen GAL Vesuvio Verde’den bahsetti. 

Prof. Dr. Gül: “Sosyal İçerikli Uygulamalar, Bireyi Topluma Katar”

Prof. Dr. Hüseyin Gül, klasik belediyecilik anlayışının ötesine geçen ilk belediyecilik uygulamalarının 1970’li yıllarda başladığını belirtti. Gül, yoksul ve dar gelirli grupların temel gıda, sosyal konut ve toplu taşıma gibi pratik ve toplumsal ihtiyaçlarına odaklanan toplumcu belediyeciliğin 1970’lerin sosyoekonomik ve siyasal özelliklerinin ürünü olarak ortaya çıktığını kaydetti. Sosyal belediyeciliğe, birçok belediyenin stratejik planında ve uygulamasında yer verildiğine dikkati çeken Gül, Ankara, Adana ve Edirne gibi şehirlerdeki örneklere yer verdi.  Gül, sosyal içerikli uygulamaların, bireyi topluma kattığını, ait hissettirdiğini, toplumun eşit ve onurlu bireyi olarak bir yaşam standardı sağlamayı hedeflediğini de sözlerine ekledi. 

Sosyal belediyeciliğin farklı tanımlarına değinen Gül, Sosyal Politika Forumu’na göre, yapılan yardımların belediye bütçesi içerisinde genelde yüzde 1 gibi çok küçük bir oranı oluşturduğunu ancak bu yardımlarda genel ve yerel seçim dönemlerinde önemli artışlar gösterdiğini ortaya koyduğunu söyledi.

Toplumcu ve Sosyal Belediyecilik

Doç. Dr. Sonay Bayramoğlu Özuğurlu, toplumcu ve sosyal belediyecilik anlayışının tarihsel gelişimini anlattı. Özuğurlu, belediyecilik tartışmalarının yalnızca bugünün hizmet anlayışıyla değil, aynı zamanda 19. yüzyıla uzanan sosyal politika mücadeleleriyle şekillendiğini vurguladı.
Konuşmasında Türkiye’ye de değinen Özuğurlu, 1970’lerden itibaren kentlerde yaşanan gecekondu sorunları, artan siyasal gerilim ve yeni toplumsal hareketlerin etkisiyle toplumcu belediyecilik anlayışının güçlendiğini söyledi. Adana, Mersin, İzmit, İzmir, İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde bu yaklaşımın belirgin biçimde etkili olduğunu da ifade etti.

Sosyal Belediyeciliğin Sınırları ve Etkisi

Dr. Aynur Demirli de sosyal belediyecilik kavramının hem akademik hem de siyasi tartışmalarda sıkça kullanıldığını belirterek Türkiye’deki uygulamalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasında sosyal belediyeciliğin, bugün belediyelerin gerçekleştirdiği pek çok faaliyetin genel bir başlık altında toplanmasını sağladığını söyleyen Demirli, kavramın genişliği nedeniyle eğitimden sağlığa, kültür-sanattan sosyal yardıma kadar çok farklı hizmetlerin sosyal belediyecilik etiketiyle anıldığını ifade etti.
Türkiye’de belediyelerin sosyal belediyecilik adı altında çok geniş ve dağınık bir faaliyet alanına yöneldiğini ifade eden Demirli, hizmetlerin toplumda kalıcı bir etki yaratıp yaratmadığının belirsiz olduğunu aktardı. Büyükşehirlerde bütçelerin daha geniş olması nedeniyle sosyal hizmet kapasitesinin arttığını, ancak küçük belediyelerde hem bütçenin hem de hizmet çeşitliliğinin sınırlı kaldığına dikkati çekti.

Belediye Başkanları Oturumu

Oturum başkanlığını TBB Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Şengül Altan Arslan’ın yaptığı oturumda Maltepe Belediye Başkanı Esin Köymen ile Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu konuşmacı olarak yer aldı.

Arslan: “Sosyal Hizmet ve Sosyal Yardım Çoğu Zaman Sosyal Politika Gibi Algılanıyor”

Yoğun atılımdan dolayı memnuniyetini ifade eden TBB Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Şengül Altan Arslan, sosyal belediyecilik konusunda kavramlarda zaman zaman karışıklık yaşandığını belirterek “Sosyal hizmet ve sosyal yardım çoğu zaman sosyal politika gibi algılanıyor; oysa bu sadece sosyal politikanın araçlarından biri” ifadelerini kullandı. Arslan, oturumun ilerleyişinin de bu kavramlar çerçevesinde olacağını söyledi.

Çervatoğlu: “İnsanın İnsanı Sömürmeyeceği Bir Anlayış Gerekiyor”

Toplumcu yerel yönetim anlayışının 1970’lerden günümüze dönüşümüne değinen Çervatoğlu, 68 ruhundaki belediyecilik anlayışında ihtiyaçların ücretsiz ve nitelikli bir şekilde sunulduğunu kaydetti. “Ben ne yaptıysam halkım için halkımla beraber yaptım” sözlerinin kendisi için bir yol haritası oluşturduğunu vurgulayan Çervatoğlu, “İnsanlık tarihi zaten iktidar mücadelesidir. O yüzden bu iktidar mücadelesinde insanın insanı sömürmeyeceği, insanın doğayı sömürmeyeceği bir yönetim anlayışını benimsemek gerekiyor.” diye konuştu.

Fındıklı Belediyesindeki sosyal belediyecilik uygulamalarını anlatan  Çervatoğlu, “Toplumcu yerel yönetim olmak için piramidin en üstüne halkı koyduk. Fındıklı Belediye Başkanı, Fındıklı halkının sözcüsü olacak dedik. Böyle olduğunda belediyenin kapısı herkese açık hale geliyor.” dedi.

Köymen: “Yerelde Halkla Kurulan İlişki Yönetime Yön Verir” 

Maltepe Belediye Başkanı Esin Köymen, konuşmasında yerel yönetim sürecine büyük bir hevesle başladığını ancak politik müdahaleler ve çeşitli operasyonlarla karşılaştığını belirtti. Köymen, “Bu işin çok politik bir iş olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum” diyerek ekonomik krizden iklim krizine, barınmadan gıdaya erişime kadar art arda gelen sorunların yerel yöneticilerin yükünü ağırlaştırdığını ifade etti. Türkiye’nin farklı noktalarında görev yapan tüm yöneticilerin kendi bölgelerinin öncelikli sorunlarını çözmek için çaba gösterdiğini belirten Köymen, deneyimlerin paylaşılmasının önemini vurguladı. 

Konuşmasında toplumsal eşitlik ve kadın temsilinin önemine de değinen Köymen, siyasetin erkek egemen dilinin etkisini açık bir şekilde ifade ederek “Meslek odamda hissetmediğim kadar siyasette kadın–erkek ayrımını hissettim” dedi. Yerelde halkla kurulan ilişkinin yönetime yön verdiğini belirten Köymen, 18 mahallede düzenlenen toplantıların beklentileri anlamaya yardımcı olduğunu söyledi. “Doğru olanı, iyi olanı ve yeni bir şeyi hevesle yapmaya çalışmanın çok kıymetli olduğunu ifade etmek isterim” diyen Köymen, görevini severek sürdürdüğünü ve bu tür çalışmaların kendisi için değer taşıdığını kaydetti.

Paylaş