1. Değerlendirmenin Konusu ve Kapsamı
Bu değerlendirme; belediye meclisince 2020 yılı faaliyet raporu “yetersiz” bulunan belediye başkanının, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 26 ncı maddesi uyarınca başkanlıktan düşürülmesi isteminin Danıştay Sekizinci Dairesinin 01/07/2022 tarihli ve E:2021/5661, K:2022/4579 sayılı kararıyla incelenmesi ve istemin reddi sonucuna varılması üzerine, kararın yerel yönetim pratiği bakımından ortaya koyduğu hukuki kriterleri ve kurumsal denetim standardını analiz etmektedir.
2. Süreç Özeti
Dosya içeriğine göre; belediye meclisi, faaliyet raporunu meclis üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğu ile yetersiz bulmuş; yetersizlik kararının dayanağı olarak denetim komisyonu raporundaki tespitler gösterilmiştir. Bunun üzerine, mülki idare tarafından Danıştay’a gönderilmeden önce iddiaların araştırılması için ayrıca valilik araştırma raporu düzenlenmiş; aynı dönemde belediyenin iş ve işlemlerine ilişkin mülkiye müfettişi özel teftiş raporu da dosyada yer almıştır. Böylece Danıştay incelemesi, birden fazla rapor ve farklı idari inceleme kanalıyla üretilen bilgi seti üzerinden yapılmıştır.
3. Danıştay’ın Temel Hukuki Yaklaşımı: “Ağır Sonuç–Yüksek Delil Standardı”
Kararın omurgası, 5393 sayılı Kanunun 26 ncı maddesi mekanizmasının doğası gereği istisnai ve ağır sonuç doğuran bir prosedür olduğu tespitine dayanır. Danıştay, seçilmiş bir organ olan belediye başkanının görevden düşürülmesinin; “faaliyet raporunun yetersiz bulunması” gibi biçimsel bir sonuçtan ziyade, başkanın görevini kasıtlı olarak yerine getirmemesi, açık yetersizlik, güvenilirliğin yitirilmesi, kişisel menfaat sağlanması veya hizmette ciddi aksama gibi olguların somut, denetlenebilir bilgi ve belgelerle ortaya konulmasını gerektirdiğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, yerel demokrasinin çekirdeğinde bulunan “seçilmiş organ güvencesi” ile kamu yönetimindeki “hesap verebilirlik” ilkesini aynı anda korumaya dönük bir eşik standardıdır.
4. Delillerin Birlikte Değerlendirilmesi ve Sonuç Mantığı
Danıştay, denetim komisyonu raporu ve valilik araştırması dâhil olmak üzere dosyaya sunulan raporları tekil ve kopuk biçimde değil; birlikte ve sonuç odaklı şekilde tartmıştır. Bu çerçevede öne çıkan husus şudur: İddiaların bir bölümü hakkında yeterli/somut delil bulunmadığı, bir bölümü yönünden sübut bulmadığı, bazı başlıklar açısından ise kamu zararı oluşmadığı yönünde tespitler bulunduğu; düğün salonu ve marangozhane gibi alanlarda ise ağırlıklı olarak ilgili personel yönünden adli süreç/inceleme gerekliliği vurgulanırken, belediye başkanı bakımından kişisel menfaat veya kast düzeyinde net bir tespit ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Mahkeme, faaliyet raporunun yetersizliğine dayanak yapılan gerekçelerin, başkanlıktan düşürme gibi ağır bir sonuç için gerekli “hukuki ağırlığa” erişmediği sonucuna ulaşmıştır.
5. Kararın Kurumsal Denetim Sistematiğine Etkisi
Karar, belediye meclisinin denetim fonksiyonunu zayıflatan değil; tersine denetimi kurumsallaştıran bir çerçeve önermektedir. Denetim komisyonu raporlarının, idari incelemelerin ve mülkiye teftişinin; “kanaat üretmekten” çok, kanıt üretmeye ve doğrulanabilir bulgu standardına dayanması gerektiği mesajı öne çıkmaktadır. Bu yönüyle karar, denetim raporlarının belediye yönetiminde “iyileştirme ve önleme” amacına hizmet edecek biçimde hazırlanmasının önemini; buna karşılık siyasi gerilimlerin ürettiği rapor tereddütleriyle seçilmiş organın düşürülmesine gidilmesinin hukuken sürdürülebilir bulunmayacağını göstermektedir.
6. MİARGEM Perspektifi: Denetimin Siyasallaşmasını Önleyen Eşik
MİARGEM vizyonu bakımından kararın değeri, yerel yönetimlerde denetim mekanizmalarının kurumsal öğrenme ve süreç iyileştirme ekseninde işletilmesini teşvik etmesidir. Faaliyet raporu değerlendirmesi; bütçe disiplini, performans hedefleri, hizmet kalitesi, iç kontrol ve kayıt düzeni gibi alanlarda yönetime “düzeltici” yol gösterebilir. Ancak bu araç, somut delil eşiği aşılmadan “düşürme” sonucuna bağlandığında; denetim, kamu yararı üretmek yerine kurumsal istikrarı zedeleyen bir siyasallaşma riskine dönüşebilir. Danıştay’ın çizdiği delil standardı, denetimi siyasal mücadele alanından çıkarıp hukuki ve yönetsel kalite standardına oturtan bir güvenlik supabı işlevi görmektedir.
7. Sonuç: Uygulama İçin Net Çıkarımlar
Bu karar, 5393 sayılı Kanunun 26 ncı maddesi sürecinde belediye meclisleri ve mülki idare açısından iki pratik sonucu netleştirir: Birincisi, faaliyet raporunun yetersizliği kararı “başlı başına” düşürmeye yetmez; düşürme için gerekli olguların ağır ve somut delillerle ortaya konması gerekir. İkincisi, denetim raporları ve araştırma raporları; bulgu–delil–sonuç zincirini kuramıyor, iddiaları doğrulayan/çürüten karşı delilleri tartmıyor ve başkan bakımından doğrudan sorumluluğu gösteren ispat standardını karşılamıyorsa, seçilmiş organı düşürmeye elverişli hukuki zemini üretmez. Bu çerçeve, yerel yönetimlerde hem hesap verebilirliği hem de seçilmiş organ güvencesini birlikte koruyan bir denge standardı olarak okunmalıdır.
Danıştay kararına erişmek için tıklayınız.






