Dış Denetim Bulguları Işığında Belediyelerde İmar Süreçleri: Kurumsal Refleks Analiz Raporu

Dış denetim bulguları, belediyelerde imar işlemlerine ilişkin sorunların çoğunlukla münferit uygulama hatalarından değil; planlama disiplini, süreç yönetimi, kanıt zinciri ve kurumsal koordinasyon eksikliklerinden kaynaklandığını göstermektedir. İmar alanında ortaya çıkan bu yapısal zafiyetler; plan hiyerarşisinin zedelenmesinden kaçak yapı süreçlerine, otopark gelirlerinin yönetiminden parselasyon sonrası mülkiyet denetimine kadar geniş bir risk alanı üretmektedir. Bu rapor, söz konusu bulguları yalnızca tespit etmekle sınırlı kalmayarak, denetim dilini “kurumsal refleks” yaklaşımıyla yeniden yorumlamakta ve belediyeler için uygulanabilir, denetime dayanıklı bir eylem çerçevesi ortaya koymayı amaçlamaktadır.

 SUNUŞ

Mahalli idarelerde dış denetim bulgularını yalnızca bir tespit metni olarak değerlendirmek, bu bulguların taşıdığı kurumsal dönüşüm potansiyelini göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Oysa denetim raporları; doğru okunduğunda, kurumların zayıf yönlerini görünür kılan ve sürdürülebilir, hesap verebilir bir yönetim modeline geçiş için somut bir yol haritası sunan stratejik belgelerdir.

MİARGEM olarak daha önce yayımladığımız “Dış Denetim Bulgularından Pratik Eylem Planı” çalışmamızda; Sayıştay ve Bakanlık denetimlerinde tekrar eden bulguları, yalnızca mevzuata aykırılık tespitleri olarak değil, bu bulguları üreten süreç eksiklikleri, kurumsal alışkanlıklar ve organizasyonel zafiyetler çerçevesinde ele almış; denetim sonuçlarının eyleme dönüştürülmesine yönelik uygulama odaklı bir çerçeve ortaya koymuştuk. Bu yaklaşımın devamı niteliğinde hazırladığımız bu çalışmada ise odağımızı, belediyelerin en kritik ve en yüksek risk barındıran alanlarından biri olan imar uygulamalarına yönelttik.

İmar süreçleri; planlama, uygulama, denetim, gelir yönetimi ve mülkiyet ilişkilerini aynı anda barındıran çok katmanlı bir yapıdadır. Bu alandaki sorunlar çoğu zaman tekil hatalardan değil; süreç tasarımındaki eksikliklerden, kurumsal yapıdaki dağınıklıktan ve birimler arası koordinasyon zafiyetlerinden kaynaklanmaktadır.

Bu raporda yer alan bulgular; plan hiyerarşisinden kaçak yapı süreçlerine, otopark gelirlerinden parselasyon uygulamalarına kadar geniş bir alanda belediyelerde tekrar eden yapısal riskleri ortaya koymaktadır. Bununla birlikte çalışma, yalnızca tespitlerle sınırlı kalmamakta; her bir bulgu için somut, uygulanabilir ve denetime dayanıklı pratik eylem önerileri sunmaktadır.

Temel amacımız; belediyelerin denetim risklerini önceden öngörebilmelerini sağlamak, mevcut sorun alanlarını sistematik biçimde yönetmelerine katkı sunmak ve “alışkanlık haline gelmiş uygulama hatalarını” kurumsal dönüşümün bir parçası haline getirmektir.

Öte yandan, bu çalışmanın devamı niteliğinde yürüttüğümüz yeni analizde; uzman ekiplerimiz tarafından belediyelerde yaygın olarak karşılaşılan imar sorunları, daha derinlikli ve sistematik bir yaklaşımla ele alınacaktır. Söz konusu çalışmada her bir sorun; Sorunun Niteliği, Sorunun Yasal Gerekçeleri, Yapısal Sorun, Cezai Sorumluluk Boyutu ve Pratik Eylem Planı başlıkları altında incelenecek; değerlendirmeler resmi kaynaklar, ilgili bakanlıkların yayımladığı rehber ve görüşler, idari uygulamalar ile Danıştay başta olmak üzere yargı kararları çerçevesinde ortaya konulacaktır. Böylelikle yalnızca mevcut risklerin tespiti değil, aynı zamanda bu risklerin hukuki, idari ve cezai sonuçlarıyla birlikte bütüncül bir şekilde yönetilmesine katkı sunulması hedeflenmektedir.

Unutulmamalıdır ki iyi yönetim; yalnızca doğru karar almakla değil, o kararın gerekçesini, sürecini ve sonucunu birlikte ve tutarlı biçimde yönetebilmekle mümkündür.

Bu çalışmanın, imar süreçlerini daha sağlıklı, şeffaf ve denetime dayanıklı bir yapıya kavuşturmak isteyen tüm belediyeler için yol gösterici olmasını temenni ediyorum.

Halil MEMİŞ
MİARGEM Başkanı

 

DIŞ DENETİM BULGULARI IŞIĞINDA BELEDİYELERDE İMAR SÜREÇLERİ

“Kurumsal Refleks Analiz Raporu”

1. Giriş ve Yaklaşım

Dış denetim raporları, belediyelerde yalnızca hataları ortaya koyan belgeler değil; aynı zamanda kurumsal işleyişin zayıf halkalarını görünür kılan ve sistematik iyileştirme için güçlü bir veri seti sunan stratejik araçlardır.

MİARGEM tarafından daha önce yayımlanan “Dış Denetim Bulgularından Pratik Eylem Planı” çalışmasında ortaya konulan yaklaşım doğrultusunda; bu raporda denetim bulgularının yalnızca tespit edilmesi değil, aynı zamanda kurumsal reflekslere dönüştürülmesi hedeflenmiştir.

Bu kapsamda, imar alanında dış denetim raporlarında tekrar eden bulgular analiz edilerek; sorunların yapısal nedenleri ortaya konulmuş ve her bir başlık için uygulanabilir pratik eylem çerçevesi geliştirilmiştir.

2. İmar Alanında Tekrarlayan Denetim Bulgularının Genel Çerçevesi

Dış denetim raporlarında “imar” alanında tekrar eden sorun kümesi, çoğu kez tekil personel hatasından ziyade süreç tasarımı, kanıt zinciri ve kurumsal iş bölümü zafiyetlerine işaret eder. Belediyeler ölçeğinde öne çıkan risk kümeleri şunlardır:

a) Plan hiyerarşisi ve planlama disiplini (üst ölçek–alt ölçek ilişkisinin kurumsal kontrol kapısına bağlanamaması),

b) İmar programı–yatırım–kamulaştırma bağlantısının kurulamayışı (plan kararının “uygulanabilir” bütçe ve takvime dönüşmemesi),

c) Kaçak yapı yaptırımlarında (mühürleme/yıkım/ceza) uygulama–tahsilat kopukluğu,

d) Otopark bedellerinde (yetki–hesap–tahsilat–harcama) kurumsal ve muhasebesel karmaşa,

e) Parselasyon/DOP alanlarında tescil–koruma–işgal denetiminin zayıf kalması.

Bu başlıkların tamamında ortak “denetim dili” şudur:

Karar var, ama kararın gerekçesi, sürecin izlenebilirliği ve sonuç kanıtı aynı dosyada kapanmıyor.

1. Bazı Yerleşim Yerlerinde Nazım İmar Planının Bulunmaması

a) Bulgunun Niteliği

Denetimlerde bazı yerleşim alanlarında nazım imar planının bulunmadığı veya mevcut planların fiilen güncelliğini yitirdiği; buna bağlı olarak uygulama kararlarının üst ölçekli bir çerçeveye dayanmaksızın üretildiği tespit edilebilmektedir. Bu durum planlama hiyerarşisini zayıflatmakta, mekânsal bütünlüğü bozmakta, talep odaklı ve parçalı plan değişikliklerini artırmakta, sosyal ve teknik altyapı dengelerinin kurulmasını engellemekte ve nihayetinde idari ile yargısal ihtilaf riskini büyütmektedir.

b) Bulgunun Yasal Gerekçeleri

İmar planı türleri ve plan kademelenmesi 3194 sayılı Kanun’un tanımlar sistematiğinde ele alınmakta olup mekânsal strateji planı, çevre düzeni planı, nazım imar planı ve uygulama imar planı arasındaki ilişki bu çerçevede kurulmaktadır. Planların hazırlanması, onaylanması, askı, itiraz ve kesinleşme süreçleri yine aynı Kanun’un plan yapım ve onay rejimi kapsamında düzenlenmektedir. Belediyelerin imara ilişkin görev ve yetkileri 5393 sayılı Belediye Kanunu ile belirlenmiş olup büyükşehir belediyelerinde planlama yetki paylaşımı 5216 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmektedir. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği planların yapım usul ve esaslarını standartlaştırmakta; yargı içtihadı ise plan hiyerarşisinin zorunluluğunu “kademeli birliktelik” ilkesi üzerinden açık biçimde ortaya koymaktadır.

c) Yapısal Sorun

Sorun çoğu zaman planın hiç bulunmaması değil; plan üretim kapasitesinin yetersizliği, veri altyapısının eksikliği, kurum görüş süreçlerinin dağınıklığı, plan açıklama raporlarının zayıflığı ve iş programı yönetiminin kurumsallaşamamasıdır. Üst ölçek planın bulunmaması veya güncelliğini yitirmesi durumunda alt ölçek kararların gerekçesi kişisel değerlendirmelere dayanmakta; bu durum denetimlerde aranması gereken analiz, veri ve gerekçe bütünlüğünü ortadan kaldırmaktadır.

ç) Pratik Eylem Analizi

Bu kapsamda öncelikle plan envanterinin çıkarılması, planların ölçek, onay tarihi ve revizyon ihtiyacı bakımından sınıflandırılması gerekmektedir. Ardından 12–24 aylık plan üretim takvimi oluşturulmalı ve önceliklendirme yapılmalıdır. Her plan dosyasında veri, analiz, kurum görüşleri, meclis karar zinciri, askı ve itiraz süreçlerini içeren standart bir kanıt seti oluşturulmalı; büyükşehir olan yerlerde ise ilçe ile büyükşehir arasında plan iş akışını düzenleyen protokoller tesis edilmelidir.

2. Uygulama İmar Planlarının Üst Ölçek Planlara Uygunluk Kontrollerinde Eksiklik

a) Bulgunun Niteliği

Denetim raporlarında, uygulama imar planlarının üst ölçek planlara uygunluğunun sistematik olarak kontrol edilmediği ve bu uygunluk denetiminin kurumsal bir mekanizma haline getirilmediği görülmektedir.

b) Bulgunun Yasal Gerekçeleri

Plan kademelenmesi ve planlar arası ilişki Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği ile açık biçimde düzenlenmiş olup üst ölçek plan kararlarına uygunluk zorunludur. 3194 sayılı Kanun plan sistematiğini ortaya koymakta, Danıştay içtihatları ise üst ölçek plan olmaksızın alt ölçek planların sağlıklı şekilde kurulamayacağını vurgulamaktadır.

c) Yapısal Sorun

Üst ölçek plan uyum kontrolü çoğu belediyede kurumsal bir sistem yerine kişisel bilgi ve tecrübeye dayalı olarak yürütülmektedir. Yazılı kontrol listeleri, CBS tabanlı analizler ve çok disiplinli değerlendirme mekanizmalarının bulunmaması, denetimlerde uygunluk kanaatini destekleyen kanıtların zayıf kalmasına neden olmaktadır.

ç) Pratik Eylem Analizi

Her plan veya revizyon için zorunlu bir üst ölçek uyum kontrol formu oluşturulmalı, bu kontrol yalnızca imar birimi tarafından değil, hukuk, ulaşım ve mali hizmetler birimlerinin katılımıyla gerçekleştirilmelidir. Ayrıca CBS üzerinden uyumsuzluk analizlerinin yapılması kurumsal bir rutin haline getirilmelidir.

3. İmar Plan Değişikliklerinin Üst Ölçek ve Şehircilik İlkelerine Aykırı Şekilde Yapılması

a) Bulgunun Niteliği

Plan değişikliklerine ilişkin denetim bulgularında; parsel ölçeğinde ayrıcalıklı kullanım veya emsal kararları verilmesi, mevcut altyapı kapasitesiyle uyumsuz yoğunluk artışlarına gidilmesi ve sosyal donatı dengesini bozacak düzenlemelerin yapılması gibi örnekler üzerinden üst ölçek planlara ve şehircilik ilkelerine aykırılıkların ortaya çıktığı görülmektedir. Bu tür uygulamalar çoğu zaman plan bütünlüğünü zedelemekte, mekânsal gelişimi parça parça kararlarla yönlendirilebilir hale getirmekte ve kamu yararı ilkesinin zayıflamasına neden olmaktadır. Denetim perspektifinden bakıldığında bu bulgular, yalnızca sonuç itibarıyla alınan kararların değil, bu kararların dayandığı gerekçe setinin yetersizliğini de işaret etmektedir.

b) Bulgunun Yasal Gerekçeleri

İmar planı değişiklikleri, plan hiyerarşisi ve kademeli birliktelik ilkesi çerçevesinde değerlendirilmekte olup, üst ölçek plan kararlarına uygunluk, analiz ve rapor bütünlüğü ile askı ve itiraz süreçleri bu çerçevenin temel unsurlarını oluşturmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun planlama sistematiği ile Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin ortaya koyduğu usul ve esaslar, plan değişikliklerinin teknik ve hukuki zeminini belirlemektedir. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ise yapılaşma kararlarının tamamlayıcı çerçevesini oluşturmakta ve uygulama esaslarını netleştirmektedir. Yargı içtihatlarında da plan değişikliklerinin yalnızca şekli unsurlar bakımından değil; kamu yararı, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları yönünden gerekçelendirilmesi gerektiği vurgulanmakta, plan açıklama raporlarının bu gerekçeyi taşıması zorunlu görülmektedir.

c) Yapısal Sorun

Bu alandaki temel sorun, plan değişikliği süreçlerinin çoğu belediyede sistematik bir analiz ve değerlendirme süreci yerine, sonuç odaklı bir “karar üretme” yaklaşımıyla yürütülmesidir. Alternatif senaryoların değerlendirilmemesi, etki analizlerinin yapılmaması ve sosyal ile teknik altyapı dengelerinin yeterince gözetilmemesi, plan değişikliklerinin bütüncül planlama yaklaşımından kopmasına neden olmaktadır. Bu durum hem plan bütünlüğünün bozulmasına hem de yargı denetiminde iptal riskinin artmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak idare, alınan kararların “neden alındığı” sorusuna kurumsal ve teknik temelli bir cevap üretmekte zorlanmakta; bu da denetim süreçlerinde zafiyet olarak ortaya çıkmaktadır.

ç) Pratik Eylem Analizi

Bu risk alanının yönetilebilmesi için her plan değişikliğinde standart bir gerekçe ve etki analizi yaklaşımının benimsenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda nüfus ve yoğunluk artışının etkileri, ulaşım ve otopark ihtiyacı, altyapı kapasitesi, sosyal donatı dengesi ve kamu yararı boyutu bütüncül şekilde değerlendirilmelidir. Plan değişiklikleri meclis gündemine alınmadan önce elektronik belge yönetim sistemi üzerinden hem uygunluk kontrolünün hem de kanıt seti tamlık kontrolünün yapılması, sürecin izlenebilirliğini artıracaktır. Özellikle parsel ölçeğinde yapılan değişikliklerde planın bütününe etkiyi ölçen kontrol mekanizmalarının kurulması; emsal, kullanım kararı, donatı dengesi ve ulaşım etkisi gibi unsurların birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılacaktır. Bu yaklaşım, plan değişikliklerini kişisel taleplere dayalı bir işlem olmaktan çıkararak kurumsal ve denetime dayanıklı bir süreç haline getirecektir.

4. İmar Programlarının Süresinde Hazırlanmaması ve Uygulama–Kamulaştırma Bağının Kurulamaması

a) Bulgunun Niteliği

Denetim bulgularında; imar planlarının yürürlüğe girmesini takiben hazırlanması gereken beş yıllık imar programlarının zamanında oluşturulmadığı ya da etkin şekilde işletilmediği görülmektedir. Bu durum, özellikle kamu hizmetine ayrılmış taşınmazlar üzerinde uzun süreli imar kısıtlılığı doğurmakta ve taşınmaz maliklerinin mülkiyet hakkını kullanamaması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Sürecin bu şekilde uzaması, idare aleyhine tazminat taleplerinin artmasına ve kamulaştırmasız el atma iddialarının gündeme gelmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla sorun yalnızca bir planlama eksikliği değil; aynı zamanda ciddi mali ve hukuki riskler doğuran bir yönetim zafiyeti olarak ortaya çıkmaktadır.

b) Bulgunun Yasal Gerekçeleri

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 10 uncu maddesi, imar planlarının yürürlüğe girmesini takiben belirli bir süre içerisinde imar programlarının hazırlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu hüküm, plan kararlarının somut uygulama adımlarına dönüştürülmesini ve kamu hizmetine ayrılan alanların belirli bir takvim çerçevesinde hayata geçirilmesini amaçlamaktadır. Bununla birlikte, imar planlarında kamu hizmetine ayrılan taşınmazların uzun süre program kapsamına alınmaması ve fiilen kullanılamaz hale gelmesi, mülkiyet hakkı bakımından ciddi bir sorun alanı oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarında, uzun süreli ve belirsiz imar kısıtlılıklarının mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozduğuna dikkat çekilmiştir (AYM İkinci Bölüm, 20/09/2018, B. No: 2017/24715)[1]. Benzer şekilde Yargıtay içtihatlarında da, uzun süre uygulamaya geçirilmemiş plan kararlarının “hukuki el atma” veya “kamulaştırmasız el atma” kapsamında değerlendirilmesine imkân tanındığı görülmektedir (Yargıtay HGK, 15.12.2010, E:2010/5-662, K:2010/651)[2]. Ayrıca kamulaştırma mevzuatında yer alan ek ve geçici düzenlemeler, imar planı kaynaklı kısıtlılıkların giderilmesine yönelik hükümler içermekte olup, uygulamada bu düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

c) Yapısal Sorun

Bu alandaki temel yapısal sorun, planlama süreci ile yatırım ve bütçe yönetimi arasındaki bağın kurulamamasıdır. İmar planları hazırlanmakta; ancak bu planların hangi sırayla, hangi kaynaklarla ve ne zaman uygulanacağına ilişkin programatik bir yaklaşım geliştirilememektedir. Planlama birimi ile mali hizmetler ve yatırım birimleri arasında yeterli koordinasyonun bulunmaması, planların uygulamaya dönüşmesini engellemekte ve plan–bütçe uyumsuzluğunu kronik hale getirmektedir. Bu kopukluk yalnızca idari süreçleri aksatmakla kalmamakta; aynı zamanda mülkiyet ihtilaflarının artmasına ve idarenin hukuki sorumluluklarının büyümesine neden olmaktadır.

ç) Pratik Eylem Analizi

Bu risk alanının yönetilebilmesi için imar programlarının, belediyenin stratejik planı, performans programı ve yatırım programı ile entegre şekilde ele alınması gerekmektedir. Kamu hizmetine ayrılan taşınmazlar için kamulaştırma önceliklendirmesi yapılmalı; bu önceliklendirme risk, maliyet ve kamu yararı kriterlerini birlikte içeren bir değerlendirme matrisi üzerinden oluşturulmalıdır. Plan kararlarının uygulamaya dönüşümünü izlemek amacıyla üçer aylık periyotlarla “plan kararı – uygulama adımı – bütçe tertibi – gerçekleşme durumu” ilişkisini ortaya koyan izleme tabloları hazırlanmalı ve üst yönetime düzenli olarak raporlanmalıdır. Ayrıca, imar kısıtlılığına konu olan taşınmazların sistematik biçimde takip edilebilmesi için dava ve başvuru envanteri ile bekleme sürelerini içeren bir risk haritası oluşturulmalı; bu sayede hem hukuki riskler hem de mali yükümlülükler önceden öngörülebilir hale getirilmelidir.

5. Kaçak Yapı ile Mücadelede Yaptırımların Etkin Uygulanmaması

a) Bulgunun Niteliği

Denetim raporlarında; kaçak veya ruhsata aykırı yapıların tespit edildiği, bu yapılara ilişkin idari kararların alındığı; ancak yıkım işlemlerinin uygulanmadığı ya da sürecin çeşitli aşamalarda gecikerek sürüncemede bırakıldığı yönünde bulgulara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu durum, idarenin yaptırım gücünü zayıflatmakta ve sahada caydırıcılığı ortadan kaldırarak kaçak yapılaşmanın tekrar eden bir döngü haline gelmesine neden olmaktadır. Sürecin tamamlanmaması, yalnızca ilgili yapı özelinde bir eksiklik doğurmamakta; aynı zamanda benzer ihlallerin yaygınlaşmasına zemin hazırlayan bir yönetim zafiyeti oluşturmaktadır.

b) Bulgunun Yasal Gerekçeleri

Ruhsat zorunluluğu ve ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılara uygulanacak işlemler, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yapılaşma rejimi kapsamında düzenlenmektedir. Bu çerçevede mühürleme, yapı tatil tutanağının düzenlenmesi, tebligat süreçlerinin yürütülmesi ve idari yaptırımların uygulanması gibi aşamalar, hem idari hem de yargısal denetimde belirleyici nitelik taşımaktadır. Yapı tatil tutanağına ilişkin usul hükümleri ise mevzuat değişiklikleriyle güncellenmiş olup, tutanağın düzenlenmesi, asılması, ilgilisine tebliği ve gerektiğinde muhtara bırakılması gibi hususlar sürecin hukuka uygunluğu açısından kritik öneme sahiptir.

c) Yapısal Sorun

Bu alandaki temel sorun, kaçak yapıların tespit edilmemesi değil; tespit sonrası başlayan sürecin bütüncül bir dosya mantığıyla yönetilememesidir. Tespit, tebligat, encümen kararı, yıkım organizasyonu ve mali takip aşamalarının birbirinden kopuk şekilde yürütülmesi, sürecin herhangi bir aşamada tıkanmasına neden olmaktadır. Zabıta, imar, hukuk, mali hizmetler ve saha ekipleri arasında görev ve sorumlulukların net olarak tanımlanmaması, iş sahipliğinin belirsizleşmesine ve işlemlerin gecikmesine yol açmaktadır. Bunun yanında, yıkım için gerekli ekipman ve organizasyon kapasitesinin bulunmaması da sürecin tamamlanmasını engelleyen önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır.

ç) Pratik Eylem Analizi

Bu risk alanının etkin şekilde yönetilebilmesi için kaçak yapı süreçlerinin baştan sona standartlaştırılması ve tek bir dosya yaşam döngüsü içerisinde ele alınması gerekmektedir. Bu kapsamda tespit tutanağının düzenlenmesi, fotoğraf ve koordinat verilerinin alınması, muhatabın doğru şekilde belirlenmesi, tebligatın usulüne uygun yapılması, encümen kararının alınması, yıkım planının oluşturulması, güvenlik ve lojistik hazırlıkların yapılması, yıkım işleminin gerçekleştirilmesi ve sonrasında mali takip süreçlerinin yürütülmesi birbirini tamamlayan aşamalar olarak kurgulanmalıdır.

Ayrıca, aylık bazda yıkım programlarının hazırlanması, hedef ve gerçekleşme verilerinin karşılaştırıldığı tabloların oluşturulması ve bu süreçlerin bütçe içerisinde görünür hale getirilmesi, kurumsal disiplinin sağlanmasına katkı sunacaktır. Yıkım sonrasında aynı alanların yeniden işgal edilmesini önlemek amacıyla belirli periyotlarla saha kontrollerinin yapılması ve bu kontrollerin sistematik bir izleme mekanizmasına bağlanması da sürecin sürdürülebilirliği açısından önem taşımaktadır.

6. İmar İdari Para Cezalarında Tahsilatın Düşük Kalması ve Usul Hataları Nedeniyle Sürecin Zayıflaması

a) Bulgunun Niteliği

Denetim bulgularında, imar mevzuatı kapsamında uygulanan idari para cezalarında tahakkuk ile tahsilat arasındaki ilişkinin zayıf olduğu; tahakkuk ettirilen cezaların önemli bir kısmının tahsil edilemediği, açılan dava ve itiraz süreçleri sonucunda cezaların iptal edildiği veya usul hataları nedeniyle geçerliliğini yitirdiği görülmektedir. Bunun yanında, usulden iptal edilen işlemler sonrasında aykırılığın devam etmesine rağmen yeniden işlem tesis edilmemesi, idarenin yaptırım gücünü zayıflatmakta ve sürecin bütüncül şekilde işletilemediğini göstermektedir.

b) Bulgunun Yasal Gerekçeleri

İmar idari para cezaları 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42 nci maddesi çerçevesinde tesis edilmekte olup, uygulamada cezanın hukuka uygunluğu büyük ölçüde tespitin niteliği, sorumlunun doğru belirlenmesi, sürelerin gözetilmesi, tebligatın usulüne uygun yapılması ve kararın gerekli unsurları taşımasına bağlıdır. Özellikle 42 nci maddenin uygulanmasına ilişkin yakın tarihli içtihatlarda, “ilave ceza” mekanizmasının nasıl kurulacağına ilişkin önemli değerlendirmeler yer almakta; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun E:2024/68, K:2025/61 sayılı kararı[3] bu konuda yol gösterici nitelik taşımaktadır. Söz konusu kararda Anayasa Mahkemesi’nin E:2020/95, K:2022/3 sayılı kararına da atıf yapılmakta olup, ceza sistematiğinin hukuki sınırları ve uygulama esasları bu çerçevede netleştirilmektedir. Bunun yanı sıra, belediye organlarının karar süreçleri de 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun organ yapısı çerçevesinde değerlendirilmekte; encümen kararlarının hukuki geçerliliği bu sistem içinde şekillenmektedir.

c) Yapısal Sorun

Bu alandaki yapısal sorun çoğunlukla üç temel eksen etrafında şekillenmektedir. İlk olarak, idari para cezası kararlarının zorunlu unsurlarının eksik veya yetersiz olması; özellikle alan hesabı, muhataplık ve delil setinin doğru şekilde oluşturulamaması sürecin zayıflamasına neden olmaktadır. İkinci olarak, dava ve itiraz süreçlerinin kurumsal bir takip sistemi üzerinden izlenmemesi, açılan davaların ve sonuçlarının bütüncül biçimde yönetilememesine yol açmaktadır. Üçüncü olarak ise mali hizmetler birimi ile entegrasyonun sağlanamaması nedeniyle kesinleşen alacakların tahsil sürecine etkin şekilde aktarılmaması, tahakkuk ile tahsilat arasındaki kopukluğu derinleştirmektedir. Bu üç unsur birlikte değerlendirildiğinde, idari para cezası sürecinin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda idari ve mali boyutlarıyla da bütüncül şekilde yönetilemediği anlaşılmaktadır.

ç) Pratik Eylem Analizi

Bu risk alanının yönetilebilmesi için öncelikle encümen kararlarının standart bir şablon çerçevesinde oluşturulması gerekmektedir. Bu şablonda alan hesabının açık şekilde ortaya konulması, sorumlu kişinin doğru biçimde belirlenmesi, delil setinin eksiksiz şekilde dosyaya eklenmesi, tebligat kanıtlarının bulunması, sürelerin açıkça belirtilmesi ve hukuki dayanakların sistematik biçimde gösterilmesi sağlanmalıdır. Bunun yanında, hukuk birimi ile koordineli çalışan bir dava ve itiraz takip sistemi kurulmalı; açılan davalar, verilen kararlar ve bu kararların sonuçları düzenli olarak izlenmelidir. Usulden iptal edilen işlemlerde, aykırılığın devam etmesi halinde eksikliklerin giderilerek yeniden işlem tesis edilmesi yönünde kurumsal bir refleks geliştirilmelidir. Ayrıca, kesinleşen alacakların tahsil sürecine aktarılması için mali hizmetler birimi ile entegrasyon sağlanmalı; tahakkuk, kesinleşme ve tahsil aşamalarını birbirine bağlayan otomatik bildirim ve görev mekanizmaları oluşturulmalıdır.

7. Otopark Bedellerinin Tahakkuk ve Tahsilatının Yapılmaması / Yetki–Aktarım Karmaşası

a) Bulgunun Niteliği

Denetimlerde, parselinde otopark ihtiyacını karşılayamayan yapılara ilişkin olarak alınması gereken otopark bedellerinin hesaplanmadığı, tahakkuk ettirilmediği veya tahsil edilmediği yönünde bulgulara rastlanmaktadır. Bunun yanında bazı uygulamalarda, yetki paylaşımına ilişkin belirsizlikler nedeniyle söz konusu gelirlerin yanlış idare tarafından izlendiği veya muhasebeleştirildiği de görülmektedir. Bu durum hem gelir kaybına hem de mali yönetim açısından izlenebilirliğin zayıflamasına yol açmaktadır.

b) Bulgunun Yasal Gerekçeleri

Otopark yükümlülüğü ve buna bağlı bedel hesaplama sistemi, Otopark Yönetmeliği ile düzenlenmiş olup bu Yönetmelik çerçevesinde parsel bazında otopark ihtiyacının karşılanamaması halinde bedel alınması esası getirilmiştir. Büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde otopark gelirlerinin kullanımı ve yetki paylaşımı, 7261 sayılı Kanun ile 5216 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde ayrıca düzenlenmiştir. Bununla birlikte, Otopark Yönetmeliği’nde yapılan son değişiklikler de uygulama esaslarını güncellemiş olup bu değişikliklerin dikkate alınması gerekmektedir.

c) Yapısal Sorun

Otopark bedelleri çoğu zaman ruhsat sürecinde hesaplanmakta; ancak bu hesaplama, gelir yönetim sistemine entegre edilmemektedir. Yetki paylaşımına ilişkin belirsizlikler, banka hesaplarının ayrıştırılmaması ve muhasebe süreçlerinin yeterince yapılandırılamaması nedeniyle tahsil edilen veya edilmesi gereken bedeller izlenebilirliğini kaybetmektedir. Tahsisli kaynak niteliği taşıyan bu gelirlerin, kurumsal sistem içerisinde doğru şekilde yönetilememesi hem mali hem de denetim risklerini artırmaktadır.

ç) Pratik Eylem Analizi

Bu kapsamda ruhsat iş akışına otopark bedelinin kontrolüne ilişkin zorunlu bir aşama eklenmeli; bedel hesaplanmadan ve ödeme kanıtı sisteme yüklenmeden sürecin ilerlemesine izin verilmemelidir. Otopark bedelleri için ayrı hesapların oluşturulması ve düzenli mutabakat yapılması sağlanmalı; büyükşehir ile ilçe belediyeleri arasında veri paylaşımı ve aktarım süreçleri kişisel inisiyatiflere bırakılmadan kurumsal protokollerle düzenlenmelidir. Denetim açısından en kritik husus ise tahsilat, hesap, harcama ve proje ilişkisinin tek bir dosya bütünlüğü içerisinde kurulmasıdır.

8. Otopark Hesabında Toplanan Bedellerin Amacı Dışında Kullanılması

a) Bulgunun Niteliği

Denetim bulgularında, otopark hesabında toplanan bedellerin amacı dışında kullanıldığı veya cari nakit yönetimi gerekçesiyle başka hesaplara aktarıldığı durumlara rastlanmaktadır. Bu tür uygulamalar, tahsisli kaynak niteliği taşıyan otopark gelirlerinin amacına uygun kullanılmaması sonucunu doğurmakta ve mali disiplin açısından önemli bir risk oluşturmaktadır.

b) Bulgunun Yasal Gerekçeleri

Otopark Yönetmeliği hükümlerine göre, otopark hesabında biriken meblağ yalnızca otopark tesisi yapımı, arsa alımı veya bölge ve genel otoparkların oluşturulması amacıyla kullanılabilir. Bu kaynağın farklı amaçlarla kullanılması, mevzuata açık aykırılık teşkil etmektedir.

c) Yapısal Sorun

Bu bulgunun temelinde, özellikle mali dar boğaz dönemlerinde ortaya çıkan nakit yönetimi baskısı ve “tek havuz” yaklaşımı yatmaktadır. Tahsisli kaynak mantığının muhasebe ve harcama süreçlerine yeterince entegre edilememesi, otopark hesabının kolay erişilebilir bir finansman kaynağı gibi kullanılmasına neden olmaktadır.

ç) Pratik Eylem Analizi

Bu riskin önlenebilmesi için otopark hesabı tahsisli kaynak mantığıyla yönetilmeli ve bu hesaptan yapılacak harcamalar yalnızca onaylı otopark projelerine ilişkin sarf belgeleri ve hakedişlerle sınırlandırılmalıdır. Ayrıca yılda en az iki kez otopark gelir ve harcamalarına ilişkin uyum raporu hazırlanmalı ve üst yönetime sunulmalıdır. İç denetim ve ön mali kontrol süreçlerine, otopark hesabının amaca uygun kullanımına ilişkin kontrol mekanizmaları da dâhil edilmelidir.

9. Parselasyon Sonucu Oluşan DOP Alanlarında Tescil–Koruma–İşgal Denetimi Zafiyeti

a) Bulgunun Niteliği

Denetimlerde, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18 inci maddesi kapsamında yapılan parselasyon ve arsa düzenlemesi uygulamaları sonucunda oluşan düzenleme ortaklık payı alanlarının tescil ve fiilî kullanım takibinin yeterince yapılmadığı görülmektedir. Bu alanların üçüncü kişiler tarafından işgal edildiği, idarenin ise koruma, tahliye ve takip refleksini zamanında gösteremediği durumlar denetim bulgularına yansıyabilmektedir. Bu durum, kamu hizmetine ayrılması gereken alanların fiilen amacı dışında kullanılmasına ve belediyenin taşınmaz yönetimi sorumluluğunun zayıflamasına neden olmaktadır.

b) Bulgunun Yasal Gerekçeleri

Düzenleme ortaklık payının kapsamı, tescil rejimi, kullanım amacı ve arsa düzenlemesi süreci 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18 inci maddesi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Parselasyon ve arsa düzenlemesi işlemlerinin hukuki niteliği ile uygulama sınırları Danıştay içtihadına da konu olmuş; Danıştay 6. Dairesinin 08.03.2006 tarihli, E:2004/1082, K:2006/953 sayılı kararında bu işlemlerin hukuki çerçevesine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. DOP alanlarının üçüncü kişilerce işgali halinde ise ecrimisil, tahliye ve gerektiğinde dava süreçleri genel olarak 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 75 inci maddesi uygulama çerçevesinde gündeme gelmektedir.

c) Yapısal Sorun

Bu alandaki temel yapısal sorun, parselasyon işleminin tamamlanmasının ardından DOP alanlarının operasyonel taşınmaz yönetimi envanterine alınmamasıdır. İmar uygulaması tamamlandıktan sonra tapu tescili, fiilî kullanım kontrolü, işgal tespiti, ecrimisil işlemleri ve tahliye süreçleri çoğu zaman imar, emlak, zabıta ve hukuk birimleri arasında parçalı şekilde yürütülmektedir. Bu parçalı yapı, alanların sahipsizleşmesine, işgalin zamanında tespit edilememesine ve kamu hizmeti amacıyla ayrılan taşınmazların fiilen korunamamasına yol açmaktadır.

ç) Pratik Eylem Analizi

Bu riskin önlenebilmesi için DOP alanlarının CBS tabanlı bir taşınmaz envanteri içinde izlenmesi gerekmektedir. Bu envanterde ada ve parsel bilgileri, kullanım amacı, tescil durumu, fiilî kullanım şekli ve işgal riski birlikte gösterilmelidir. DOP alanları en az altı aylık periyotlarla saha kontrolüne tabi tutulmalı; işgal riski yüksek alanlarda daha sık denetim yapılmalıdır. İşgal tespiti halinde ecrimisil, tahliye ve dava süreçleri birbirinden kopuk şekilde değil, tek dosya mantığıyla yürütülmeli; DOP alanları belediyenin rutin taşınmaz ve saha denetim programına dâhil edilmelidir.

10. Kaçak Yapılara Yönelik Harçların Tahakkuk/Tahsil Sürecinin İşletilmemesi

a) Bulgunun Niteliği

Denetimlerde, kaçak yapı dosyalarının çoğu zaman yalnızca idari yaptırım boyutuyla ele alındığı; ancak bu yapılara ilişkin gelir ve harç boyutunun yeterince takip edilmediği görülmektedir. Ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılar nedeniyle bina inşaat harcı ve imarla ilgili diğer harçların tahakkuk ettirilmesi gerekirken, bazı durumlarda bu süreçlerin işletilmediği veya tahsilat aşamasına taşınmadığı tespit edilebilmektedir. Bu durum, belediye gelirlerinde kayba yol açtığı gibi, kaçak yapı dosyalarının mali yönden kapanmamasına da neden olmaktadır.

b) Bulgunun Yasal Gerekçeleri

Bina inşaat harcı ve belediye harçlarına ilişkin hükümler 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun sistematiği içinde düzenlenmektedir. Kaçak yapıların idari yaptırım boyutu ise 3194 sayılı İmar Kanunu’ndaki tespit ve yaptırım mekanizmasıyla bağlantılıdır. Bu nedenle kaçak yapı süreci yalnızca mühürleme, encümen kararı, para cezası veya yıkım işlemlerinden ibaret görülmemeli; aynı zamanda ilgili harçların tahakkuk ve tahsil süreçleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

c) Yapısal Sorun

Bu alandaki temel sorun, kaçak yapı dosyasının imar biriminde “idari yaptırım” dosyası olarak açılması; ancak aynı dosyanın gelir servisi bakımından tahakkuk doğuran bir işlem olarak otomatik biçimde sisteme yansımamasıdır. İmar birimi ile gelir, mali hizmetler ve tahsilat birimleri arasında veri paylaşımı ve ortak takip listesi bulunmadığında, harç alacağı sistem dışında kalmakta ve belediye açısından gelir kaybı oluşmaktadır. Bu kopukluk, kaçak yapı dosyalarının yalnızca hukuki ve idari yönüyle izlenmesine, mali boyutunun ise ihmal edilmesine neden olmaktadır.

ç) Pratik Eylem Analizi

Bu riskin giderilebilmesi için kaçak yapı tutanaklarından gelir birimine otomatik bildirim ve görev üreten bir entegrasyon kurulmalıdır. Teknik olarak tam entegrasyon sağlanamasa dahi, en azından elektronik belge yönetim sistemi üzerinden imar birimi ile gelir birimi arasında zorunlu görev akışı oluşturulmalıdır. Aylık olarak “kaçak yapı dosyası – tahakkuk edilen harç – tahsilat durumu” eşleştirme raporu hazırlanmalı ve bu rapor üst yönetime sunulmalıdır. Harç hesaplamalarında muafiyet ve istisna kontrollerinin sağlıklı yapılabilmesi için standart kontrol listeleri ve örnek hesaplama şablonları oluşturulmalıdır.

Sonuç

Bu metin, dış denetim raporlarında görülen imar bulgu tiplerini tüm belediyeler açısından “kurumsal risk” ve “eylem dili” ekseninde sınıflandırmaktadır. Ortaya konulan başlıklar, imar süreçlerinde yaşanan sorunların çoğu zaman tekil işlem hatalarından değil; kurumsal süreç tasarımı, birimler arası koordinasyon, veri yönetimi, kanıt zinciri ve takip mekanizması eksikliklerinden kaynaklandığını göstermektedir.

Somut uygulamada bu analizlerin her belediye özelinde yeniden kalibre edilmesi gerekmektedir. Bunun için güncel mevzuat metinleri, belediye özelinde plan envanteri, DOP ve taşınmaz envanteri, dava ve itiraz dosyaları, tahakkuk ve tahsilat kayıtları birlikte değerlendirilmelidir. Böylece dış denetim bulguları yalnızca geçmişe ilişkin bir tespit olmaktan çıkarılarak, belediyeler için uygulanabilir, izlenebilir ve denetime dayanıklı bir kurumsal refleks modeline dönüştürülebilecektir.

[1] https://mevzuattakip.com.tr/mevzuat/imar-planinda-kamu-hizmetine-ayrilan-tasinmazin-uzun-sure-kamulastirilmamasinin-mulkiyet-hakkini-ihlal-ettigi

[2] https://mevzuattakip.com.tr/mevzuat/imar-planinda-uzun-sure-kamu-hizmet-alaninda-birakilan-tasinmaz-icin-kamulastirmasiz-el-atma-hukumlerinin-uygulanabilecegi

[3] Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (Tarih: 01/10/2025; Esas No: 2024/68; Karar No: 2025/61)

Paylaş