6 Şubat’ta yitirdiğimiz canları rahmetle anıyor; anmanın, sadece hatırlamak değil, gereğini yapmak olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Her yıldönümünde benzer duygular etrafında toplanıyor; hüzün, öfke ve çaresizlikle yüzleşiyoruz. Ancak bu yüzleşme çoğu zaman kısa sürüyor. Asıl sorudan ise sistematik biçimde kaçıyoruz: Biz gerçekten neyi hatırlıyoruz ve neyi özellikle hatırlamak istemiyoruz?
Türkiye’de deprem, afet, yapılaşma ve denetim alanında sayısız düzenleme bulunmasına rağmen sorun mevzuat eksikliği değil; bu düzenlemelerin bir yönetişim bütünlüğü içinde işletilememesi, kurumların sorumluluğu netleştirmek yerine dağıtması ve her büyük kırılmadan sonra yaşananların kurumsal hafızaya kaydedilip derslere dönüştürülememesidir.
MİARGEM Başkanı Halil Memiş, bu çerçevede belediyelerin, merkezi idarenin ve vatandaşların sorumluluk alanlarını ayrı ayrı ele alarak, 6 Şubat’ın neden hâlâ “alınmamış bir ders” olarak karşımızda durduğunu ortaya koyuyor. Depremin olağanüstü bir hâl değil, bu coğrafyanın olağan gerçeği olduğunu hatırlatan Memiş, çözümün geçici reflekslerde değil; kurumsal akılda, süreklilikte ve sorumluluk üstlenen bir yönetim anlayışında olduğunu vurguluyor.

