Belediye Komisyonlarında Temsilde Adaleti Sağlama Sorunu

Ocak ayında belediye meclislerinde Denetim Komisyonları kurulurken, aynı dönemde denetim komisyonu ve diğer dönemlerde ihtisas komisyonlarının oluşumunda “oransal dağılım” tartışmaları yeniden gündeme geldi. Tartışmaların merkezinde ise TBB’nin yayımladığı rehberde yer alan ve “uyumsuzluk halinde komisyon üye sayısının yeniden belirlenmesi gerektiği” şeklinde okunan ifade bulunuyor.

Ocak ayı, belediye meclislerinin denetim gündeminin yoğunlaştığı bir dönem. Denetim Komisyonlarının oluşturulmasıyla birlikte, siyasi grupların komisyonlarda temsili ve “oranlanması” meselesi de pratiğin en çok zorlandığı başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Benzer güçlükler yalnızca denetim komisyonlarıyla sınırlı kalmıyor; meclisin yıl boyunca kurduğu ihtisas komisyonlarında da, özellikle küçük üye sayıları söz konusu olduğunda, hesaplama–yuvarlama yöntemlerinin doğurduğu “son üyelik” tartışmaları sıkça yaşanıyor.

TBB tarafından yayımlanan “İhtisas Komisyonları Üye Seçimi Rehberi”nde, hesaplama sonucunda bulunan üye sayısı ile komisyonun kararlaştırılan üye sayısı arasında uyumsuzluk çıkması halinde “komisyon üye sayısının yeniden değerlendirilerek Kanundaki sınırlar çerçevesinde daha düşük ya da daha yüksek belirlenmesi gerektiği” ifade ediliyor; rehber bu duruma örnek olarak “3 yerine 4 veya 5; 5 yerine 3 veya 4” seçeneklerini de ayrıca gösteriyor.

Rehberde ayrıca, 3 ve 4 kişilik komisyonlarda kimi örneklerde toplamın komisyon üye sayısıyla çakışmadığı ve “uyumsuzluk oluştuğu” açıkça belirtiliyor.

Bu ifade, sahada çoğu zaman “kanun böyle emrediyor; uyumsuzluk varsa mecburen komisyon üye sayısı değiştirilecek” şeklinde yorumlanabiliyor. Oysa uygulamadaki gerilimin önemli kısmı, kanunun “oransallık” hedefini ortaya koymasına rağmen, eşitlik ve küsuratların çıktığı durumlarda “artık üyenin” hangi gruba verileceğine ilişkin tek ve açık bir yöntem tarif etmemesinden kaynaklanıyor. Özellikle iki parti grubunun mecliste eşit üyeye sahip olduğu tablolarda 3 veya 5 üyeli komisyonların paylaşımı, ya da üç partili meclislerde %40–%40–%20 gibi dağılımlarda 3/4/5 üyeli komisyonlara temsilin hangi teknikle taşınacağı, pratikte kaçınılmaz olarak tereddüt alanı oluşturuyor.

MİARGEM Başkanı Halil Memiş: “Rehberdeki dil, ‘mecburiyet’ algısına çok açık”

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan MİARGEM Başkanı Halil Memiş, rehberdeki ifadenin bir “zorunluluk normu” gibi algılanmasının hem hukuki hem de yönetsel açıdan risk üretebildiğini vurguladı. Memiş’in değerlendirmesi şöyle:

TBB rehberinde yer alan “Kurulması kararlaştırılan komisyon üye sayısı ile hesaplama sonucu bulunan üye sayısı arasında uyumsuzluk ortaya çıkması halinde, komisyon üye sayısının yeniden değerlendirilerek Kanundaki sınırlar çerçevesinde daha düşük ya da daha yüksek belirlenmesi gerekmektedir (3 yerine 4 veya 5; 5 yerine 3 veya 4 gibi…)” yönündeki yaklaşım, uygulamada birçok kişi tarafından kanuni bir zorunluluk varmış gibi anlaşılabilmektedir.

Oysa 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 24’üncü maddesi, ihtisas komisyonlarının en az üç ve en çok beş kişiden oluşacağını belirlemekle birlikte, komisyon üye sayısının bu aralık içinde hangi sayı olarak tespit edileceğini belediye meclisinin takdirine bırakmaktadır. Bu nedenle rehberdeki ifade, kanundan doğrudan çıkan bir “mecburiyet” hükmü değil; oransallık ilkesini somutlaştırma amacıyla önerilen pratik çözüm yollarından biri olarak okunmalıdır.

Bununla birlikte rehberdeki “gerekmektedir” dili, takdir alanını daraltan ve meclisin önündeki seçenekleri tekleştiren bir algı üretmeye müsaittir. Komisyonların meclisteki siyasi dağılıma göre “oranlanması suretiyle” oluşturulması, temsil adaletini gözeten bağlayıcı bir ilke olarak önemini korur; ancak bu ilkenin eşitliklerin ortaya çıktığı durumlarda hangi teknik yöntemle tamamlanacağına ilişkin kanunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu boşluk, uygulamada aynı üye sayısına sahip parti grupları arasında “artık üyenin” kime verileceği tartışmasını doğurmakta; özellikle üç ya da beş üyeli komisyonlarda iki partinin mecliste eşit sayıda olması halinde, komisyonun son üyeliğinin hangi gruba ait olacağı netleşmemektedir.

Benzer tereddütler üç partili meclis tablolarında da görülebilir. Örneğin dağılımın yüzde kırk, yüzde kırk ve yüzde yirmi olduğu bir mecliste; üç, dört veya beş üyeli komisyonların her birinde oransallığın hangi yöntemle sağlanacağı, kaçınılmaz olarak yuvarlama ve “son üyelik” sorununu gündeme getirir. Bu noktada tek ve her durumda geçerli bir formül öne sürmek mümkün değildir; çünkü matematiksel sonuç ile kanunun öngördüğü sabit üye sayısı aralığı, bazı kombinasyonlarda aynı anda kusursuz şekilde örtüşmeyebilir. Tam da bu nedenle “uyumsuzluk varsa mutlaka üye sayısı değiştirilmeli” yaklaşımı, kanuni zorunluluk gibi değil, mümkün seçeneklerden biri olarak değerlendirilmelidir.

Bu tür durumlarda belediye meclisinin önünde iki temel çözüm yolu vardır. Birincisi, temsilde adaleti daha iyi sağlayacağı kanaatiyle komisyon üye sayısını 3 ile 5 arasında kalmak üzere yeniden belirlemek ve dağılımı bu yeni sayıya göre kurmaktır. İkincisi ise komisyon üye sayısını değiştirmeden, eşitlik halinde artık üyeliğin nasıl dağıtılacağına ilişkin objektif bir yöntemi meclis kararıyla benimsemektir; eşitlik halinde kura gibi tarafsız bir çözüm bu çerçevede değerlendirilebilir. Her iki yöntemde de esas olan, meclisin tercihinin temsil adaletini güçlendirme amacına dayanması ve kişiye veya güncel çoğunluk iradesine göre şekillenmiş bir “temsili tasarlama” görüntüsü vermemesidir.

Dolayısıyla kritik nokta, çözümün kendisinden çok, çözümün hangi amaçla ve hangi gerekçeyle benimsendiğidir. Komisyonların oluşumunda oransallığı iyileştirmeyi hedefleyen, önceden öngörülebilir ve herkese aynı şekilde uygulanan objektif bir yaklaşım; hem kanunun temsil mantığıyla hem de hukuk devleti ilkesinin gerektirdiği öngörülebilirlik ve eşitlik standartlarıyla uyumlu bir zeminde kalacaktır. Buna karşılık belirli bir grubun komisyon dışında bırakılmasını sonuçlayan veya çoğunluk üretmeye dönük tercihler, “temsilde adalet” yerine “temsilde mühendislik” tartışmasını doğurabileceğinden, her durumda dikkatle kaçınılması gereken bir risk alanıdır.

Bu çerçevede MIARGEM’in önerdiği yaklaşım net: Belediyeler, komisyonların kuruluşunda bir yandan 3–5 sınırına sadık kalırken, diğer yandan eşitlik/küsurat gibi kaçınılmaz ihtimaller için “önceden belirlenmiş, objektif ve herkes için aynı” bir yöntemi meclis kararıyla tanımlamalı; “rehber cümlesi” üzerinden oluşan zorunluluk algısı yerine, temsil adaletini güçlendiren ve denetlenebilir bir usul standardı oluşturmalıdır.

Paylaş